SILIVRI
Antik çagdaki
isminin Selymbria veya Selybria oldugu bilinen kent, dogal bir limana
sahip olmasi ve önemli ticaret yollarinin üzerinde bulunmasi
sebebiyle her dönemde önemini korumustur. Silivri sehri bugünkü
kasabanin yanindaki koyun dogusunda Marmara'ya hakim 56 m. yüksekliginde
dik ve sarp bir tepenin üzerinde kurulmustur. Zamanla bu tepenin
etrafi surlarla çevrilmistir. Bugün bu yere Fatih Mahallesi
denilmektedir. Sehir zamanla geliserek surlarin disina çikmis ve
yayilmistir. Silivri Marmara Denizi kiyisinda ( Propontis kiyisinda Istanbul
Byzantiun ) ve Marmara Ereglisi ( Perintos ) arasindadir. Antik devirde
Trakya doguda Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve Ege Denizi, batida
Nestos nehri, kuzeyde Tuna Nehri ile çevrili bulunuyordu. Konumuzu
olusturan Selybria kenti de iste bu sinirlar içinde bulunmaktadir.
Gerek Trakya bölgesinin gösterdigi kültür buluntularinin
ve gerekse Kinali Köprü Prehistorik keramiklerinin benzerlerine
Anadolu'da ve Troia 1'da rastlanilmasi bir kültür alisverisi
oldugunu kanitlamakta ve M.Ö. 3000 yila kadar inen yerlesim yerlerinin
varligini ispatlamaktadir. Selymbria Kostantinopolis'in kurulmasiyla beraber
yol sebekesine ve sadece 60 km. uzaklikta bulunan imparatorluk bassehrinin
ekti alani içine girdi. Bundan sonra Selybria bir Bizans kenti
o6larak Türkler tarafindan alinincaya kadar varligini sürdürdü.
Anastasius'tan sonra
Justinus ondan sonra da 1. Justinianus ( 527-565 ) basa geçti.
Justinianus zamaninda ticaret ve sanatta önemli ilerlemeler oldu.
Kontantianapolis Asya ile Avrupa arasinda önemli bir ticaret merkezi
idi. Bu ticarette agirlik, Çin ve Hindistan'a yapilan alisveriste
idi. Bizansli ticaret casuslari Çin'den ipekçiligi ögrenerek
ipek böcegini Bizans'a getirmeleri 1. Jüstinianus zamanina rastlar.
Bizansta ipek üretimi bir anda deger kazandi. O devirde ipekçilige
o kadar çok önem verildi ki; Imparatorun emri ile Silivri
ve yöresine bol miktarda dut agaci ektirilerek, ipekçiligin
Silivri'ye de girmesine neden oldu. 10. yüzyilda Silivri çok
zengin bir ticaret merkezi idi. Bolluk ve gönençlerini ticarete
borçlu idi. Ipekçilik, sarapçilik ve ziraat çok
ilerlemis durumda olup, ürünleri buradan her tarafa ihraç
ediliyordu. Ioannes Kantakuzenus, 1344 yilinda kizi Teodora'yi Sultan
Orhan'a vererek onun destegini sagladi. Teodora'nin dügünü
Silivri'de yapildi. Bu evlilikten Hali isminde bir sehzadeleri dünyaya
geldi. Bu evlilige karsilik Sultan Orhan Kantakuzenus'a Trakya'da çarpismak
için 6000 kisilik bir kuvvet gönderdi. Kantakuzenus, tahti
böylece ele geçirdikten sonra Sirplara karsi giristigi savasta
Osmanlilarin büyük yardimlarini gördü .Bu savastan
sonra Türklerin çogu Trakya'da yerlesip kaldilar. Sultan Orhan,Türk
boylarinin Trakya'da ele geçen topraklara yerlesmesini sagladi.
Sultan Murat zamaninda daha da artti.1402 yilinda Anadolu'yu istila eden
Timur'un ordularindan kaçan Türkler Trakya'ya gelip yerlesmislerdir.
Hatta bu devirde Trakya'daki Türkler Anadolu Türklerinden daha
fazla idi.
Iste Bu gün Trakya'da
bulunan yerli Türklerin kökeni bu göçlerle gelenlerdir.
Bunlarin bir çogu önce Balkanlara yerlesmis bir zaman sonrada
Trakya'daki bu gün yasadiklari yerlere gelip,orada kalmislardir.
Bugün bunlarin ilk gelenlerin torunlarina "GACAL" denilmektedir.
Balkanlarin diger bölgelerinden gelip yerlesenlerine de "YÖRÜK"
denilmektedir. Bu Gacal ve Yörükler bu güne kadar eski
örf ve ananelerini kaybetmemislerdir. Fatih Sultan Mehmet Istanbul
'u almaya karar verince ,Rumeli Askeri Valisi Dayi Karacabey'i askerini
toplayarak yol üzerindeki Bizans sehir ve kasabalarini ele geçirmesi
için görevlendirdi. Karadeniz kiyisindaki Mesembria( Misivri)
,Anchialus(Ahyolu) ve Byzus(Vize) hemen teslim olarak yagma edilmekten
kurtuldular. Selymbria ve Perinthos kaleleri direndiler, bunun üzerine
Dayi Karacabey buralarin zaptini Istanbul 'dan sonraya birakarak Istanbul
istikametinde ilerledi. Istanbul'un zaptindan onbes gün sonra Dayi
Karaca Bey Trakya'ya dönerek ele geçirilmemis kaleleri almak
için Silivri önlerine geldi. Bizans diye bir sey kalmadigini
gören Selymbria kalesi muhafizlari yapacak bir sey kalmadigini anlayarak
kalenin anahtarini Dayi Karacabey'e teslim ettiler. Fatih Sultan Mehmet
23 Mart 1453 günü Istanbul istikametinde Edirne'den hareket
etti.5 Nisan Persembe günü Konstantinopolis önlerine geldi.
Ana kuvvet yola çikmadan önce askere yolda erzak temin etmekle
görevli birlik geçtikleri yerden deger bedelini vererek canli
hayvan ve zahire alarak yollarina devam ediyordu. Epivatos/Bigados(Selimpasa)
önlerine gelindiginde Araptepe civarindaki çobanlar hayvan
vermekten kaçindilar.
Ayni zamanda bu kuvvete
saldirdilar. Buradaki saldiriya karismayan halk da Fatih'in emri ile buradan
sürgün edildiler.Fatih'in Bizans'a saldirisi üzerine Macar
Krali Hunyadi firsattan istifade etmek istercesine Bizans Imparatoruna
yapacagi yardim karsiliginda Selimbria'yi Mesembria'yi ve Limnos adasini
istiyordu. Fatih Istanbul'u aldi. Böylece bu istek de yerine getirilememis
oldu. Silivri Osmanlilarin idaresine geçince,kale içindeki
Apokaukos Kilisesi camiye çevrilip 30-40 hane kadar Türk kale
içine yerlestirildi. Zaten o zamanlar Silivri'de kale disinda ev
bulunmuyordu. Bütün evler kale içindeydi. Kalede Rumlar,
Ermeniler ve Yahudiler oturuyordu. Türkler gelince eski halkin adet,ananelerinde
ve ibadetlerinde hiçbir degisme olmadi. Bu müsamaha iyi geçinmelere
sebep oldu. Yalniz Türkler kapali alanlarda oturmaya aliskin olmadiklari
için zamanla kale disinda sahil bölgesinde evler yapip yerlesmeye
basladilar. Türklerin Silivri'ye gelip yerlestikleri dönemde
kalenin dogusunda Muratçesme mevkiinde bakimli bag ve bahçeler
bulunmaktaydi. Gayrimüslim halk geçimlerini bagcilik,sarapçilik
ve ipekçilikle sagladilar. Türkler ise balikçilik ve
yogurtçuluk alaninda gelisme sagladilar. Silivri Bizans Imparatorlarinin
sayfiye yeri idi. Türklerin eline geçtikten sonra da uzun
bir müddet ayni sekilde devam etti. Kanuni Sultan Süleyman Yapagci
Çiftligini satin aldi. Oraya bir cami ve saray yaptirdi. Yaz aylarinda
saray halki yazi burada geçirirdi. Hatta bir yaz Kanuni Istanbul'a
dönerken kalyonu firtinaya yakalanarak Silivri körfezi açiklarinda
batmis ve kalyonun arkasinda içinde Kanuniye ait sandik içinde
bulunan semsiye ve elmas semsiye topuzu da sulara gömülmüs
oldugu ve bu sandigin hala Silivri körfezi açiklarinda yattigi
bilinmektedir. Celaliye çiftligini de Piri Mehmet Pasa satin aldi,emekli
olduktan sonra günlerinin bir kismini da Silivri'de geçirmistir.
Sultan Avci Mehmet
de Yapagca Köyünde bir av köskü yaptirmis ve burada
kalmistir. Nihayet "93" harbi yenilgisi bundan sonraki yenilgilerin
habercisi oldu.8 Ekim 1912'de Balkan Savaslari basladi.Balkanlarda Bulgarlar,Yunanlilar,Sirplar
ve Karadaglilar aralarinda bir anlasma yaptilar.Osmanlilarin Trablusgarp
Harbi ile ugrasmasindan ve ülkedeki iç siyasal çekismelerden
faydalanarak 8 Ekim 1912 'de Karadaglilar Osmanlilara harp ilan ettiler.
Bunun pesinden diger Balkan devletleri de harbe girdiler. Osmanli ordulari
büyük bir yenilgiye ugradi. 30 Mayis 1913'te baris imzalandi.
30 Haziran 1913 gecesi Bulgaristan, Yunanistan ve Sirbistan'a aniden saldirinca
ikinci Balkan Harbi basladi. Bu Osmanlilarin isine yaradi. Edirne'ye kadar
olan Trakya bölgesini Bulgarlar'in elinden geri aldi. 1912'de Silivri
de Bulgarlar tarafindan isgal edildi. Bulgarlar tarihte esi az görülen
katliamlar, tecavüzler, iskenceler ve yakip yikmalar seklinde olmustur.
Bulgarlarin Silivri'yi isgali 9 ay sürdü. Temmuz 1913'te isgal
sona erdi. Daha sonraki yillarda,istiklal Harbinde Silivri'miz bir de
Yunanlilar tarafindan isgal edildi.Yunanlilar Silivri'ye 20 Temmuz 1920
' de girdi,22 Ekim 1922'de çekilerek Silivri'yi Italyanlara biraktilar.
Neticede 1 Kasim 1922'de Italyanlarda çekilerek Silivri'yi Türklere
teslim ettiler. Bundan sonraki yillarda mübadele(degisim) basladi.
Istiklal Harbinin bitiminde sulh masasina oturulunca Yunanistan'da kalan
Türklerle,Türkiye'de kalan Rumlarin gelecekleri bir karar altina
alindi. Anlasmaya göre bunlar degistirildi,1924'de mübadele
tamamlandi. Silivri kaza olusunun ilk yillarinda Vize Livasina bagli bir
kaza idi.1846 yilinda Silivri Liva oldu.
Silivri 1867'de kaza
oldu,1876'da Çatalca sancak halini alinca Silivri Çatalca'nin
bir Ilçesi haline getirildi ve 1898'de Çatalca Istanbul'a
bagli bir kaza olunca Silivri'de Istanbul'un bir kazasi olarak kaldi.
Bu tarihlerde Silivri'nin bir de Belediyesi vardi Bilinen en eski Belediye
Baskani Yanakaki ÇORBACI'dir. Silivri'nin ilk surlarinin kimler
tarafindan yapildigi bilinmemekle birlikte 6.Y.Y.da Imparator Jüstinyen
tarafindan onarim gördügü ve son olarak 2.Bayezit döneminde
(1481-1512) "Kiyamet_i Sugra" (küçük kiyamet)
denilen büyük depremden sonra ayni padisah tarafindan onarildi.
Silivri'nin eski tarihi eserlerinden Surlar,Kapilar(çarsi kapisi,orta
kapi,kir kapisi),yazitlar,tugla damgalari,sarniç,Pirimehmetpasa
Camii sayilabilir. Ilçemizin 2000 yili nüfus sayimina göre
108.155 nüfusa sahip olup,bu nüfusun 44.530 u ilçe merkezinde,63.625
i ise Belde ve köylerimizde yasamaktadir.Silivri ilçesi ülkenin
tatil yörelerinden olmasi nedeniyle turizm sezonunda ilçe
nüfusu % 400-500 artmaktadir ve sürekli göç almaktadir.
Ilçenin geçim kaynaklari tarim,hayvancilik,balikcilik,turizm
ve sanaiye dayalidir. Ilçede tüm Kamu kurum ve kuruluslari
mevcut olup,ilçede saglik ve egitim konusunda pek fazla sikinti
bulunmamaktadir.Ilçedeki resmi kurum ve kuruluslarda vatandas odakli
hizmet anlayisi içerisinde hizmetlerin sunulmasina azami ölçüde
önem verilmektedir.
|