TARIHI
SEMTLERIYLE BESIKTAS
ARNAVUTKÖY
Bebek'le Kuruçesme arasinda yer alir. Ilkçagda adi Hestai
idi. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak da bilinirdi. Bogaziçi'ndeki
önemli ibadet yerlerinden biri olan Ayios Mihael Kilisesi buradaydi.
Konstantinos tarafindan yaptirildigi söylenen bu kilisede Basmelek
Mihael'in mozaik bir ikonasi saklaniyordu. Büyüklü küçüklü
çok sayida kilise ve ayazmanin yapilmasindan sonra ve büyük
olasilikla Ayios Mihael Kilisesi'nin varligi yüzünden, bölgeye
Melekler Köyü dendigi anlasilmaktadir. Kaynaklarda adi geçen
Mihaleion bölgesinin, Karadeniz'den Marmara'ya Bogaz akintisinin
en kuvvetli oldugu bugünkü Arnavutköy ile Akintiburnu arasinda
bulundugu sanilmaktadir. Osmanli döneminde Rumlarca Megali Revmatu
(Büyük Akinti) olarak da anilirdi. Köyün Arnavutköy
adini hangi nedenle ve ne zaman aldigi kesinlikle bilinmemektedir. Bir
rivayete göre, II. Mehmed (Fatih) Arnavutluk'a egemen olmasindan
sonra yöreden getirilen Arnavutlari bu semte yerlestirmistir. Bir
Arnavut cemaatinin, o zamanlar bakimsiz, harap ve yari metruk olan bu
sahile yerlestirilmesinin tarihi olarak 1468 verilmektedir. 1540'larda
Istanbul'a gelmis olan Petrus Gyllius, bu civarin üzüm baglariyla
kapli oldugunu yazarken bölgenin adini Arnavutköy olarak anmaz.
Buna karsilik 1568'de bostancibasiya gönderilmis bir fermanda, "Bostancibasiya
hüküm ki, Arnavudköy baglari hassa-i hümâyunum
için koru iken bazi kimseler anda sikâr ettikleri isitilmistir..."
denmekte ve halkin buralarda avlanmasinin yasaklanmasi istenmektedir.
Bu fermandan anlasildigina göre 1568'de bölgenin adi artik Arnavutköy'dür.
Arnavutköy'ün daha 16. yy'da Istanbul'un en ünlü mesirelerinden
oldugu; baglari bahçeleri bulundugu; tepelerdeki korularin Sultan'in
haslari oldugu; nüfusunun 19. yy'in ortalarina kadar Rum ve Musevilerden
meydana geldigi; uzun süreler bakimli, güzel, canli bir Rum
köyü olarak kaldigi bilinmektedir. Arnavutköy'de, 18. ve
19. yy'larda çikan büyük yanginlarda, yukarida bazilari
siralanan yalilar yamaçlardaki ve vadideki köskler hemen hemen
tümüyle yanmis; sahilhaneler ve sahilsaraylarla birlikte, köy
içlerindeki mahalleler de kül olmustur. Örnegin 1797'deki
yanginda Akintiburnu'ndaki Hasan Halife Bahçesi'yle birlikte yakinindaki
bir yali (muhtemelen III. Mustafa'nin kizi Beyhan Sultan'in 19. yy basinda
insa ettirdigi Beyhan Sultan Sahilsarayi, daha sonraki adiyla Said Pasa
Yalisi), onun üstündeki setlerde bulunan Sadrazam Izzet Pasa'nin
yaptirdigi Binis Köskü (Vezir Köskü, Boyali Kösk),
sadrazamin kendi yalisi ve Mektupçu Ibrahim Efendi yalisi da yanmistir.
1883'te iskele basinda 18 evin, 1887'de 264 evin, 1908'de 109 evin yandigi
kaydolunmus; 1887 yanginindan sonra Yahudilerin büyük kismi
köyü terk etmis, onlarin yerine Müslümanlar yerlesmeye
baslamistir.
I. Dünya Savasi
arifesinde 1914'te Sirket-i Hayriye'nin yayimladigi Bogaziçi Salnamesi'nde
Arnavutköy'de 493 Müslüman, 5.973 Rum, 342 Ermeni, 32 Musevi
ve 642 ecnebinin yasadigi kaydolunmakta, günlük vapur yolcusu
sayisi 1.550 olarak hesaplanmaktadir. Ayazmalar, baglar, bahçeler,
koruluklar arasindaki köskleri, sahil boyunca dizilen sahilhaneleri,
sahilsaraylari, yalilari ile Arnavutköy'ün çehresi günümüzde
tümüyle degismis bulunuyor. Ortaköy'den Arnavutköy'e
uzanan yol dar oldugu ve ihtiyaca cevap veremez hale geldigi için,
önce deniz tarafindaki binalarin büyük bölümü
yikildi ve tramvayin geçtigi yol sahil yolu haline getirildi. Bu
sirada ahsap binalar yiktirilarak yerlerine beton binalar yapilmasina
da baslandi. Bir dönem yanginlar, daha yakin dönemde yapilasma
ve betonlasma semtin görünümünü hizla degistirdi.
1960'lardan sonra sahil yoluna ve vadi boyuna apartmanlar dikilmeye baslandi.
1980 sonrasinda, sahil yolunun genisletilmesi sirasinda halen var olan
yalilarin önünden, denizin içinden "kazikli yol"
geçirildi. Yapilasma daha da hizlandi, arsa ve bina fiyatlari artti.
Halen semt, çok sayida lüks restoran, gazino, gece kulübü,
bar ve modern kahvelerle Bogaz'in canli bir yasam ve eglence merkezi görünümündedir.
ASIYAN
Bebek ile Rumelihisari arasinda, bugün ayni isimle anilan mezarlik
sirtlarinda bulunan semt. Sahilden denizin içine uzanan dil, Bogaz'i
çok daralttigi için buraya Yunanca Lomekopi, Türkçe
olarak da Bogazkesen denilmisti. Eremya Çelebi Kömürciyan,
Bogaziçi'ndeki üçüncü burun olan bu mahalde
denizde iri kayalar bulundugunu kaydetmektedir. Bu kayalardan ötürü
semte Kayalar Köyü adi verilmisti. Evliya Çelebi Önkayalar
denilen, Sidkî Efendi Camü'nin de bulundugu mevkide o dönemde
40-50 ev oldugunu söyler. 17. yy yazarlarindan Kömürciyan
ve 18. yy yazarlarindan Inciciyan da burada Türklerin oturdugunu,
sahilde bir küçük mescit, birkaç bahçe
ve ilerisinde servi agaçlarinin yükseldigi bir Müslüman
mezarligi oldugunu kaydederler. Bu mezarlik Üsküdar'dan sonra
Bogaziçi'ndeki ikinci önemli mezarlikti. Hisar'da yasayan
Müslüman ahalinin beslemeleri olan çirpicilar Kayalar
Köyü sahillerinde köy ve hisar sakinlerinin çamasirlarini
yikarlardi. Bugün Kayalar Köyü'nün ismi, burada bulunan
cami disinda tamamen unutulmustur. Sahil ve sirtlar Âsiyan semti
olarak bilinir. Vakanüvisler ve arsiv belgeleri 16. yy'da bu sahilde
eskiyanin, haydutlarin mekân tuttuklarina isaret etmektedir. 17.
yy'da ise bir baska efsanevi kisilik, gemicilerin dostu olarak taninan
Durmus Dede burada bir dergâha adini verir. Durmus Dede'nin I. Ahmed
zamaninda (1603-1617) Akkirman'dan Istanbul'a gelerek Kayalar Köyü
mezarliginin bittigi yere yakin bir noktada, deniz kenarinda bir tekkede
seyh olan Akkirmanli Ali Baba'nin yanina yerlestigi söylenmektedir.
Aslinda tekkenin kurucusu, I. Süleyman (Kanuni) zamaninda Misir'dan
Istanbul'a göçen Seyh Ibrahim Gülsenî halifelerinden
Hasan Zarih Efendi (ö. 1569) oldugu halde tekke Durmus Dede'nin adiyla
anilagelmistir. Zamanla, Bogaz'dan geçen gemilerin tekkeye zahire
yardiminda bulunmalari bir gelenek haline geldi. Hadîkatül-Cevâmi'yi
yazdigi 1768'de, Hafiz Hüseyin Ayvansarayi bu gelenegin hâlâ
devam ettigini kaydetmektedir. Semt bugünkü adini sair Tevfik
Fikret'in bu mahalledeki evinden almaktadir. Farsça bir sözcük
olan "âsiyan"in anlami "kus yuvasi"dir.
BALMUMCU
Barbaros Bulvari üzerinde
Yildiz'la Zincirlikuyu kavsagi arasinda kurulu mahalle. Bugünkü
Balmumcu Mahallesi'nin bulundugu yerde II. Mahmud döneminde (1808-1839)
ayni adla anilan bir çiftlik bulunuyordu. Balmumcu Kasri denilen
kösk daha sonra Abdülaziz döneminde yapilmisti.
Besiktas'in mesirelerinden
olan çiftlik, meyve bahçeleri ve çavusüzümü
baglariyla ünlüydü. R. Ekrem Koçu'ya göre,
çiftlige Balmumcu Çiftligi adi verilmesinin nedeni, II.
Mahmud döneminde sokak ve bahçelerin mumlarla aydinlatilmaya
baslanmasindan sonra, burada mum imalati yapilmasidir. II. Mahmud'un çok
sevdigi ve biraz ilerisindeki Zincirlikuyu Kasri'na her geldiginde ugramadan
edemedigi Balmumcu Çiftligi'nin, hanedan mülklerinden oldugu,
Ikinci Mesrutiyet'ten sonra Hazine-i Hassa mallari Maliye Hazinesi'ne
devredilirken de makama bagli olarak birakilan "Emlâk-i hakaniye"
denilen mülkler grubunda bulundugu bilinmektedir. II. Abdülhamid
zamaninda Çiftlik Veliaht Mehmed Resad Efendi'ye tahsis edilmisti.
II. Mesrutiyet'te V. Mehmed (Resad) tahta çiktiktan sonra Balmumcu
Çiftligi'ni halka mesire olarak açtirdi. I. Dünya Savasi'na
kadar süren dönemde, Balmumcu Çiftligi mesiresine gelen
halka çiftligin meyvelerinden tabla tabla ikram edildigi anlatilir.
Sultan Resad'in ölümünden ( 1918 ) sonra Balmumcu Çiftligi
ve Kasri Seniye Sultan'a verilmis; 1923'te köskte savasta sehit düsenlerin
çocuklari için açilan Balmumcu Darüleytami 1928'de
lagvedilmistir. Daha sonra çiftlik arazisi ve içindeki binalar
askeriyeye verilmis, Balmumcu köskü 3. Jandarma Tugay Komutanligi
olmus, köskün müstemilatina da Jandarma Er Okulu yerlesmistir.
27 Mayis 1960'taki askeri harekâttan sonra Balmumcu Kislasi bir
süre gözalti ve tutukevi olarak kullanilmistir. Seniye Sultan
Kasri ise 20 Nisan 1975'te yanmistir. Bölgenin çehresinin
tümden degismeye baslamasi, Barbaros Bulvari'nin açilmasindan
sonraya, 1960'lara rastlar. Bu yillarda bölgede yapilasma baslamistir.
Bugün Balmumcu olarak adlandirilan mahalle, Besiktas Ilçesi'ne
bagli tek bir muhtarlik olup yaklasik 3.000 sakini vardir. Fakat son on
yilda insa edilen büyük is merkezleri (AEG, Koza Merkez, ENKA
gibi) nedeniyle, gündüz nüfusu bunun birkaç kati
fazladir. Mahalle Gayrettepe, Levazim (bu mahalle kisa zaman öncesine
kadar Balmumcu Mahallesi'ne bagli idi), Mecidiye ve Yildiz mahalleleri
ile komsudur. Balmumcu'nun en önemli iki yolu, Sakir Kesebir ve Zincirlikuyu
Yolu sokaklaridir. Diger sokaklari ise S. Ali Reis, Kara Hasan, Mürbasan,
Umur Pasa, Akgüner, Arzu, Bestekâr, Haci Arif Bey, Itrî,
Haci Faik, Sevki Bey ve Enderun sokaklaridir. Bölgede bir ilkögretim
okulu ve iki lise vardir. Günümüzde büyük isyerleri,
sirket merkezleri ve bürolar disinda, varlikli kesimin tercih ettigi
bir yerlesim yeridir.
BEBEK
Küçük bir balikçi köyü olarak, tarihinin
Milattan öncesine kadar gittigi sanilan semtin bilinen en eski adinin,
çesitli kaynaklarda çesitli sekillerde yazilan (Challae,
Chilai, Khile) ; Skallai (iskeleler) sözcügünün bozulmus
bir biçimi olan Hallai oldugu ileri sürülmektedir. Osmanli
döneminde Bebek'e ve Bebek adinin kökenine ait ilk bilgiler
Istanbul'un fethinin hemen öncesine gider. Istanbul'un kusatilmasi
sirasinda ve Rumeli Hisari yapilirken bu yörede Bizans egemenliginin
zayifladigi, hatta buradaki balikçi köylerinin Galata'ya bagli
olduklari sanilmaktadir. Basta Evliya Çelebi olmak üzere,
bazi kaynaklar, II. Mehmed'in (Fatih) Rumeli Hisari'nin yapimi ve kusatma
sirasinda asayisi saglamak üzere buraya Bebek Çelebi adli
veya lakapli bir bölükbasi tayin ettigini; Bebek Çelebi'nin
semtte bir kösk ve bir bahçe kurdugunu, ölümünden
sonra semtin onun adiyla anildigini yazmaktadir. IV. Murad döneminde
(16231640), padisah, Yeniçeri Agasi Hasan Halife'ye Bebek'te baglik
bahçelik genis bir arazi ihsan etmis ve semt bir süre Hasan
Halife'nin adiyla birlikte anilmistir. Yavuz Sultan Selim'in Bebek'te,
büyük ihtimalle daha sonra Bebek Bahçesi'ndeki ünlü
Hümayunâbâd Kasri'nin (Bebek Kasri) bulundugu yerde bir
kasir yaptirdigi, ayni dönemlerde Bebek çevresinde Kayalar
mevkiinde bir tekke bulundugu (Durmus Dede Tekkesi), IV. Murad döneminde
Hasan Halife Bahçesi'nin ününün semti çok
astigi çesitli kaynaklarda ileri sürülüyorsa da,
18. yy'in ilk çeyregine kadar yörenin mamur olmadigi, var
olan kasirlarin terk edildigi, hattâ bu harabelerde barinan haydut,
eskiya yüzünden kötü bir üne sahip oldugu anlasilmaktadir.
Bebek'in ragbet gören bir semt haline gelmesi III. Ahmed ve sadrazami
Damat Ibrahim Pasa zamanina rastlar. Bu dönemde Bebek Bahçesi'nde
Hümayunâbâd Kasri, Bebek Camii, mektep, çesme,
hamam, degirmen ve dükkânlar insa edilmis; semt senlenmeye,
kalabaliklasmaya baslamis; Türkler, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler
semtte köskler, konaklar, yalilar yaptirmislardir. 18. yy sonundan
19. yy ortalarina kadar olan dönemi kapsayan Bostancibasi Defterleri'nden,
Arnavutköy iskelesinden Rumelihisari'na uzanan bu sahilde, seyhülislam,
Rumeli kazaskeri, reisülküttab, hekimbasi gibi devlet ricalinin,
birkaç nesil ayni ailenin elinde kalmis ya da kalacak olan 40 kadar
sahilsaray ile bahçelerinin bulundugu anlasilmaktadir.
Bunlarin arasinda
Himmetzadeler, Dürrizadeler, Yesârizadeler ve Elmaszadelerin
yalilari dikkati çekmektedir. Semtin yazlik olmaktan çikip
sürekli yasanan bir semt haline gelmesinde 19. yy ortalarindan itibaren
vapur seferlerinin baslamasinin, daha sonra da tramvayin gelmesinin payi
vardir. 19. yy sonundan itibaren sahilde ve sirtlara dogru yalilar ve
köskler çogalmistir. 1914'te Sirket-i Hayriye'nin yayimladigi
Bogaziçi adli kitapta, Bebek'te çogunlugun Islam oldugu,
ancak Ingiliz, Fransiz ve Amerikalilarin da bulundugu kaydedilmektedir.
Amerikalilarin varligi 1863'te Bebek sirtlarinda kurulan Robert Kolej
ve Arnavutköy Amerikan Kiz Koleji'nde ders veren ögretmenlere
baglanabilir. 1960'ta R. E. Koçu'ya göre 414'ü ev, 187'si
apartman dairesi olmak üzere toplam 739 hanenin bulundugu Bebek semti,
günümüzde Bogaziçi'nin en seçkin ve lüks
sayilan semtlerindendir. Nüfus kompozisyonunda eskiden oldugu gibi
yine yabancilarin önemli bir yeri vardir. Bir zamanlar, kötü
havalarda teknelerin siginmaya çalistiklari ve bir dönem de
kalafat yeri olarak kullanilmis Bebek Koyu bugün yatlarin, yelkenlilerin
ve sürat motorlarinin demirledikleri bir koy görünümündedir.
Bebek Vapur Iskelesi'nin ve Bebek Camii'nin yaninda, halen Misir Konsoloslugu'na
dogru park olarak uzanan bölgede 1908'de II. Mesrutiyet ilan edildiginde
halka açik bir "Millet Bahçesi", bir de deniz
kenarina bir gazino yapilmis; Bebek Gazinosu diye bilinen bu gazino 1957-1958
arasinda Bebek Meydani yeniden tanzim edilirken kaldirilmis, 1960'larda
yeniden açilmis, nihayet 1980 sonrasinda park yeniden tanzim edilirken
gazino bütünüyle yok olmustur. 1965-1970 sonrasindaki Bogaz
tepelerini ve korularini tahrip eden hizli yapilasma sirasinda Bebek sirtlarinin
yesili bütünüyle ortadan kalkmis; ahsap ve eski kâgir
evler yikilarak yerlerine apartmanlar dikilmis, Bebek, yokus ama çok
islek bir yolla tepedeki Etiler'e baglanmistir. Güneydeki Küçükbebek
kesimi kuzeydeki Büyükbebek kesimine oranla daha yogun bir yerlesmedir.
Akintiburnu'ndan Asi'yan'a dogru sahilde pek az yali kalmistir. Buradan
yogun trafikli sahil yolu geçmektedir.
ETILER
Etiler 1947'de insaatina baslanip 1950'de yerlesime açilan l. Levent'ten
sonra o zamanlar bombos olan bu bölgedeki ikinci toplu konut girisimidir.
Etibank'in ortakligi Etiler Yapi Kooperatifi'nin 192 villalik insaati
1954'te baslamistir. Etiler Mahallesi, adini burada ilk villalari yaptiran
yapi kooperatifinden almistir. Istanbul'un son 40 yillik kentsel yayilma
ve degismesini en iyi özetleyebilecek yerlesmelerden biridir. Etiler'de
ilk konutlar yapilmaya baslandiginda o zamanlar kent disinda son derece
sakin bir toplu konut yerlesimi olan Levent'in güney sinirini çizen
Nisbetiye Yolu'nun çevresi, bütünüyle tarlalar,
kirlar, yesil tepelerle kapliydi. Levent'in güneydogu sinirindaki
son ev ile bugünkü Ata Ilkokulu noktasindan baslayan Etiler
villalari arasinda bir jandarma noktasi ve bir sütçü
kulübesi hariç hiçbir yerlesme yoktu. Ilk Etiler evlerini
yapan Etiler Yapi Kooperatifi'nin üyelerinin önemli bir bölümü
Demokrat Parti ileri gelenleriydi. 1960'lardan itibaren Bebek sirtlarinda,
yesillikler ve korular arasindaki bu ilk evlerin çevresinde, Nisbetiye
Caddesi'nin iki yaninda ve Etiler evlerinin arkasinda, bir de Küçükbebek
sirtlarindaki eski Nisbetiye Kasri'nin bulundugu Çamlik'ta özel
kisiler ve kooperatiflerce çok katli ve çok daireli apartmanlar
kurulmaya baslandi. 1960 sonlarina gelindiginde, Nisbetiye Caddesi'nin,
1. Levent'in bittigi kesiminden baslayarak iki yani, güneyde Arnavutköy
dere vadisine dogru Petrol Sitesi, SSK evleri vb sitelerle, kuzey kesimi
ise Etiler'e dogru o dönemin gökdelenleri sayilabilecek 10-12
katli lüks apartmanlarla dolmaktaydi. Ayni dönemde Etiler semti,
kuzeye ve doguya dogru yeni evler, apartmanlar ve sitelerle gelisiyordu.
Etiler'in kendisine eklemlenen yeni konut bölgeleriyle, Levent'ten
Hisarüstü'ne kadar dört yönde araliksiz uzanan yogun
bir yerlesme bölgesi halini almasi, 1970'lerin ortalarindan sonra
oldu ve semt 1980-1990 arasinda bugünkü haline geldi. Bogaziçi
sirtlarinin merkeze en yakinlarindan birinin üstündeki Etiler
ve çevre yerlesmeleri 1980'lerde önce orta-üst ve üst
gelir katmanlarinin ragbet ettigi, seçkin sayilan bir konut bölgesi
halinde gelisirken 1980 sonlarinda, Istanbul'un gece hayatinin önemli
merkezlerini, lüks restoranlari, sik dükkânlari ve çogu
ithal mal satan magazalari barindiran bir semt haline geldi. Semtin, kendisine
eklenen yeni mahallelerle ve sitelerle büyüdügü günümüzde,
egitim kurumlari da semtte hizli bir artis gösterdi. Öteden
beri Küçükbebek Rumelihisari sirtlarindaki korulukta
bulunan Bogaziçi Üniversitesi'ne (eski Robert Kolej) 1980'lerde
Istanbul Üniversitesi Isletme Fakültesi, Bogaziçi Üniversitesi'nin
kütüphane, arsiv vb birimlerinin binalari, Anadolu Meslek Lisesi,
Özel Ideal okullari ve baska özel okullar gibi egitim kurumlari
da eklendi.
Günümüzde,
idari birim olarak Etiler Mahallesi daha küçük bir alani
içeriyorsa da, semt olarak Etiler, Levent'in bati sinirindan baslayarak
Basin Sitesi'ni, Uçaksavar Sitesi'ni, lüks Alkent konutlarini,
Akat Mahallesi'ni, irili ufakli daha pek çok site ve toplukonut
bölgesini kapsamaktadir. 1994 basinda açilan, Istanbul'un
en büyük ve görkemli is ve alisveris merkezi sayilan, içinde
binlerce metrekareye yayilmis ünlü magazalarin yer aldigi Akmerkez,
Levent'ten Etiler'e dogru giderken, Nisbetiye Caddesi üzerinde, semtin
girisine yakindir.
KURUÇESME
Ortaköy'den Defterdarburnu ile; Arnavutköy'den Sarrafburnu ve
Çorlulu Ali Pasa Yalisi (bugünkü Robert Lisesi girisi)
ile ayrilan sahil boyunca ve arkasindaki sarp kayalik tepelerde yer alir.
"Bithias", "Kalamos", "Amopolos" ve "Kuruçesme"
günümüze kadar aldigi isimlerdir. Semt sakinleri, korulari
ve bol akar sulari yüzünden, eski isminin Koruçesme oldugunu
iddia ederler. Bizans döneminde stilit rahipleri, 433'ten itibaren
Simon Stilit 27 yil, 460'tan itibaren Danyal Stilit 34 yil, birer sütun
üzerinde bu semtte yasamislardir. Semte ait çok eski gravürlerde
bu sütunlara rastlanmaktadir. 9. yy'da Patrik Tarsias (784-806) Ayios
Tarsias Manastiri'ni yaptirmistir. Bizans hizmetindeki Peçenekler
1048'de atlar üzerinde Bogaz'i yüzerek geçip manastir
yanindan karaya çikmislardir. 15. yy'a kadar durdugu bilinen manastirin
Defterdarburnu ile Kuruçesme Koyu arasinda oldugu tahmin edilmektedir.
Kuruçesme yerlesmesinin yüksek bir yerinde Ayios Dimitrios
Ayazmasi vardir. Kaynagina uzun bir yeralti yolundan gidilir. Tatli suyunun
sifali olduguna inanilir. Ayrica baglar içinde Ayia Lipsi, Ayios
Nikolaos ayazmalari vardir. 17. yy'da köyün sakinleri, semtte
cami, hamam, çesme vb'leri olan daha çok dere içinde
oturan Müslümanlar; 11 mahalle, 3 sinagog ile Yahudiler; 2 kilise,
3 mahalle ile Rumlar ve 1 kilise ile az sayida Ermenilerdir. Bölgede
bedesten, han, imaret binalari yoktur. Ancak 200 kadar dükkân
bulunmaktadir. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde bahsettigi cami,
II. Mehmed'in (Fatih) tezkirecibasisi Osman Efendi'nin yaptirdigi bugün
de ibadete açik olan camidir. 17. yy'da yenilenmistir. Semte ismini
veren çesme, caminin alt katinda ve dogu cephesinde (yol cephesi)
harimin altinda yer alan 1095/1683 tarihli çesmedir. Daha sonra
suyu kaçmis olan çesmeyi Köprülüzade Fazil
Ahmed Pasa'nin kiz kardesi onartip yaptirmistir. Çesme 1983'te
restore edilmistir. Caminin güneybati kösesinde, Alay Emini
Sokagi'nin hamamin arka bahçe duvari ile bitistigi yerde, yaziti
ve su haznesi ile aci sulu bir Osmanli çesmesi, günümüzde
de kullanilmaktadir. Köy içinde Kirbaç Sokagi'nda Surp
Haç Ermeni Kilisesi, Alay Emini ve Kirbaç Sokagi'nin kesistigi
yerde Rum Ayios Dimitrios Kilisesi ile Sarrafburnu'ndaki bir Rum ailenin
sapeli niteliginde Ayia Yani kiliseleri günümüzde faaldir.
Sinagoglar ve Yahudi mezarliklarindan hiçbir iz kalmamistir. Kuruçesme
19. yy'in baslarinda Istanbul'un önde gelen semtlerinden idi. Bu
semtte padisahin özel izniyle oturulabilirdi. Müslüman
yapilari asiboyasi, yesil, beyaz; azinlik yapilari kursuni, sari renklere
boyanirdi. Yükseklikleri farkli olurdu. Ulasim, alisveris kayiklarla
yapilir, kayiklar kisilerin sosyal durumlarina göre saptanirdi. Sik
iskeleler arasindaki rihtimda hizmetkârlar dolasir, balikçilar
aglarini yayar, kayikçilar mallarini satarlardi. Kuruçesme'de
Ortaköy sinirindan Sarraf burnu'na kadar, sahilde, sultanlarin ve
devletin ileri gelenlerinin yalilari yer alirdi. 19. yy'in baslarinda,
Ortaköy Defterdarburnu'ndan Kuruçesme'ye dogru ilk yali III.
Mustafa'nin (hd 1757-1774) kizi Hatice Sultan'in Nesetâbâd
Sahilsarayi idi. Hatice Sultan'in ölümünden sonra diger
sultanlarin oturdugu yali 1892'de yiktirilmis, yerine II. Abdülhamid'in
(hd 1876-1909) kizlari Zekiye ve Naime sultanlara, es iki saray yaptirilmistir.
Defterdar Ibrahim
Pasa Camii'nden sonra Sadrazam Yusuf Pasâ'nin kardesi Süleyman
Bey Yalisi gelmekteydi. Hatice Sultan bu yaliyi maiyeti için kiralardi.
Çesitli defalar el degistiren yali 1908'de II. Mesrutiyet'ten az
evvel II. Abdülhamid tarafindan satin alinarak kizi Naile Sultan'a
hediye edildi. Kuruçesme'de 5 tane iskele vardi. Bunlar: 1. aralik
iskelesi, Kuruçesme iskelesi (bugün Kuruçesme Parki
içinde kalan iskele); 2. aralik iskelesi (yine park içinde
ISKI su tankerlerinin durdugu iskele), 2. aralik Iskele (vapur iskelesi
yapisinin oldugu yer), 3. aralik iskele (Galatasaray Adasi'na kalkan motorlarin
iskelesi); Kuyumcubasi Iskelesi (Sarrafburnu'nun bugün kazikli yolun
basladigi yer) idi. Tezkireci Camii karsisinda deniz kenarindaki bostanci
karakolu ve yakininda Kizlar Agasi Ahmed Aga tarafindan yaptirilmis bir
mektep vardi. Kuyumcubasi Iskelesi'nden Çorlulu Ali Pasa Yalisi
önüne kadar olan yer yaklasik 200 yildir Sarrafburnu olarak
anilmaktadir. Yalilarin büyük bir kismi isgal sirasinda, 13
Haziran 1919'da Fransizlarin Kara Todori Pasa Yalisi'ndan çikardiklari
yanginin büyümesi ile yok olmus, ayakta kalabilenler de imar
hareketlerinin kurbani olmustur. Istiklal Savasi sonrasinda hanedanin
ve azinliklarin sahipsiz biraktigi, arsa haline gelen bu yerler kömür
deposu haline getirilmis, ayakta durabilenler tütün vb depolarina
dönüsmüs veya yikinti haline gelmistir. Kuruçesme
sahilleri uzun süre kömür deposu olarak kullanilmis ve
çirkin bir görünüm sergilemis, 1986'dan sonra sahil
kömür depolarindan temizlenerek yesillendirilmis, kismen park
olarak düzenlenmis, kismen de Naile Sultan Yalisi'nda oldugu gibi
güzel restitüsyonlar yapilmistir. Son imar hareketleri sirasinda
Sarrafburnu yalilari ve Arnavutköy yalilari önünden kazikli
yollar geçirilmis ve kiyi kismen doldurularak kiyi hatti ve kotu
degistirilmistir.
Tarih boyunca yesil
korulari ile anilan Kuruçesme gravürlerde de böylece
resmedilmistir. Basvekâlet arsivinde Asâkir-i Mansure teskilati
zamaninda sayilari 28 olarak tespit edilen bahçeler arasinda adi
sayilmaktadir. Sultanlara ve zamanin yüksek rütbeli kisilerine
ait olan sahilhane ve kösk bahçelerine çok önem
verilmis, hatta zaman zaman Avrupa'dan bahçivanlar getirtilerek
bahçeler düzenletilmistir.
LEVENT
1950'lerde yerlesimin basladigi sirada, Etiler'e dogru giden Nisbetiye
yolunun kuzeyinden baslayip Levent Caddesi'ne kadar uzanan ve günümüzdeki
Levent'in altida biri kadar bir alani kapsayan semt. 1. Levent'ten 4.
Levent ve Yeni Levent'e kadar zaman içinde bölüm bölüm
kurulup gelismis olan semtin günümüzdeki sinirlari batida
Büyükdere Caddesi, doguda Ebulûla Caddesi, güneyde
Nisbetiye Caddesi, kuzeyde Orgeneral Izzet Aksular Caddesi'dir. 4. Levent'in
güneyinden, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü Büyükdere
Caddesi'ne baglayan baglanti yolu geçer. Levent'in güneybatisinda,
Büyükdere Caddesi'ne göre karsisinda, Zincirlikuyu Mezarligi,
daha sonra cadde boyunca siralanan Roche, Eczacibasi, Philips, Renault-Mais,
Deva, Fako, Sandoz vb fabrika ve tesisleri, IETT Levent Otobüs Deposu
ve Sanayi Mahallesi vardir. Bu hattin gerisinde, kurulus tarihi açisindan
ilki Gültepe olan Kustepe, Çeliktepe, Harmantepe, Ortabayir
gibi bir zamanlarin ünlü gecekondu mahalleleri yer alir. Güneyde,
1965 sonrasinda kurulmaya baslanan ve günümüzde çesitli
lüks apartman ve sitelerle Ortaköy sirtlarini bütünüyle
kaplamis olan Nisbetiye Mahallesi; semtin dogu siniri olan Ebulûla
Caddesi'nin dogusunda da Akat Mahallesi vardir. Levent bütünlügünden
farkli bir yapilasma olan daha çok subaylarin üye olduklari
konut kooperatifleri veya özel sirket ve müteahhitlerin yaptirdigi
konut ve sitelerle dolmus bulunan kuzey ve kuzeydogu kesimi, Konaklar
Mahallesi'dir ve Harp Akademileri'nin genis arazisine ve tesislerine komsudur.
Levent, kent disi bir toplukonut yerlesmesinin, Istanbul'da, 40 yil içinde
yogun bir kent içi yerlesmeye dönüsmesinin belirgin örneklerinden
biridir.Levent Mahallesi, adini, Osmanli döneminde, 18. yy'da bu
yörede bulunan Levent Çiftligi'nden almistir. 18. yy'da da
hemen hemen bugünkü güzergâhini takip eden Büyükdere
yolunun dogusundaki genis arazi I. Abdülhamid (hd 1774-1789) tarafindan
Kaptan-i Deryâ Hasan Pasa'ya irat olarak verilmis, o da burada bahçeler,
binalar, kasirlar yaptirmis ve buraya deniz levendlerinden meydana getirdigi
bir muhafiz bölügü yerlestirmistir.
III. Selim döneminde
(1789-1807) padisahin bu civarda en fazla ugradigi yerlerden oldugu bilinen
Levent Çiftligi, bir yandan Baltalimani, Tarabya, Büyükdere,
Belgrad Köyü ve Besiktas, öte yandan Kâgithane, Haliç,
Okmeydani'na ulasmak için bir kavsak noktasi niteliginde de görünmektedir.
Fransiz bilim adami, hekim ve gezgin Olivier, 1790'larda Istanbul'u anlattigi
seyahatnamesinde Levent Çiftligi'nde Avrupa usulü tüfek
ve kasatura yapan bir imalathanenin varligindan söz eder. Ayrica
genis arazi üzerinde pek çok güzel yapi oldugunu, modern
egitim ve donanimli 1.200 bostancidan kurulu bir piyade kitasi ile topçu
ve süvari birlikleri olarak toplam 4.000 kisilik bir askeri birlik
bulundugunu anlatir. Levent'in ilk kisim evlerinin yapimina Emlak Kredi
Bankasi'nin toplukonut projesi çerçevesinde 1947'de baslanmis,
1950'de 1. Levent bitmistir. Projesini mimar Kemal Ahmet Aru'nun yaptigi
ilk 400 kadar ev ( 1. Levent), küçük bahçeler
içinde tek veya iki katli, ikiz veya tek evlerdir. 1. Levent'in
gördügü ragbet üzerine ve proje geregi yapimina hemen
baslanan daha kuzeydeki 2. ve 3. Leventlerdeki konutlar, biraz daha büyük
ve villa tipine daha yakin olmakla birlikte yine de orta gelir gruplarini
hedefliyordu. Yapimina 1950 sonlarinda baslanip 1960'tan itibaren yerlesilen
en kuzey kesimdeki 4. Levent ise o döneme göre lüks sayilabilecek
villalarin yaninda Levent'te ilk kez birkaç katli apartman tipi
yapilari ve 4. Levent çarsisi civarinda da daha yüksek ve
çok daireli bloklari içermekteydi. Emlak Kredi Bankasi'ndan
bagimsiz olarak baska konut kooperatifleri veya özel sirket ve müteahhitler
4. Levent'in kuzeyinde ve kuzeydogusunda 1960'i izleyen yillarda çok
çesitli apartman siteleri ve konutlar yapmaya basladiktan sonra,
Levent'in görünümü de büyük ölçüde
degisti. Ancak, asil Levent evlerine kat çikma izni verilmediginden,
bu kesimlerdeki binalar ve bahçeler, ilk görünümlerinden
çok sey kaybetmekle birlikte, en azindan apartmanlasmaktan kurtulup
yakin zamanlara kadar eski görünümlerini korudular.
1950'lerde Levent,
2.000 nüfuslu, tüm sakinlerin birbirlerini tanidiklari, ancak
eski Istanbul mahallerinde rastlanan siki komsuluk iliskilerinin sürdügü
küçük ve orta memur, subay, ögretmen, sanatçi,
yazar, bilim adami, küçük ve orta tüccar ve isadamlarinin
yasadiklari bir orta sinif semtiydi. 1950 baslarinda semt tümüyle
Istanbul disi sayilirdi. Yerlesmenin yakin çevresinde baska bir
yerlesme yoktu ve ulasim Taksim veya Besiktas'a seyrek seferler yapan
otobüslerle saglanirdi. Bütün çevre kirlik, Ayazaga'ya
dogru koruluk oldugundan 1954 kisi gibi soguk geçen kislarda Levent'in
üstünde kuruldugu tepelere, hatta mahallenin çevresine
kadar kurtlar inerdi. Bugün iyiden iyiye betonlasmis olan Nisbetiye
Mahallesi'nin bulundugu Ortaköy sirtlarina kadar inen bölge
bütünüyle tarla ve kirlikti. Buradan akan derenin ve dutluklarin
etrafinda piknikler yapilirdi. Mahallenin dogu kesimindeki son evlerinin
karsisindan baslayarak o zamanlar insaat halinde olan Etiler evlerine
kadar yine issiz kirlar uzanirdi. Simdiki Nispetiye Caddesi Levent'i güneyden
sinirlayan toprak bir kir yoluydu. Üçüncü Levent'in
bulundugu yörede Perili Kösk denen kisla veya kasir harabesi
vardi. Levent'in çevresinin degismeye baslamasi, 1950 ortalarinda,
karsisinda, Gültepe olmak üzere gecekondu mahallelerinin kurulmasiyla
baslar. Yine ayni dönemde Etiler Mahallesi kurulmus, Nisbetiye yolu
düzenlenmis ve güneyi yapilasmaya açilmistir. Levent
1960'lar, hele de 1970'lerden sonra, çevresini kusatan yüksek
beton binalar arasinda sikismis bir görünüme bürünmeye
baslamistir. Ayni dönemlerde çevrenin nüfusu hizla artmis,
dört bir yaninda kurulan gecekondu veya lüks site mahalleleriyle
bütün Levent bölgesi kentle birlestigi gibi, Levent trafik
açisindan da Istanbul'un en yogun bölgelerinden biri haline
gelmistir. 1980 sonrasinda Levent Mahallesi, 1. Levent'ten baslayarak
konut bölgesi olma niteligini de kaybetmeye yüz tutmus, küçük
villa tipi evlerin üstüne izinli bir kat ve kaçak katlar
yapilarak, eski konutlar küçük sirketlerin idare merkezlerine,
lokanta, kebapçi, diskotek, gece kulübü veya otomobil
galerisine, ticarethane ve butiklere dönüsmüs; Levent,
konut agirlikli olmaktan, ticaret ve eglence agirlikli olmaya dogru evrimlesmeye
baslamistir.
1. Levent çarsisi,
önlerinde kemerli yollar bulunan iki sirali dükkânlarla
eski görünümünü korumakla birlikte, semtin, orta
sinif memur, aydin semtinden orta-üst ve yüksek gelir gruplarinin
oturdugu bir semte evrimi sirasinda, bu dükkânlar da nitelik
degistirmistir. Kentin is bölgesinin bu civara kaymasindan sonra,
orta ve küçük sirketlerin 1. Levent'e yerlesmelerine
karsilik büyük holdingler 2., 3. ve 4. Levent'in Büyükdere
Caddesi'ne bakan kesimlerini tercih etmisler ve gökdelenlerini buraya
kurmuslardir. Yapi Kredi Plaza, Sabanci Center vb gökdelenleri bu
bölgede yükselmektedir. Semtin güneydogusunda, Nisbetiye
Caddesi ile Ebulûla Caddesi'nin kesistigi kösede Otelcilik
Yüksekokulu, hemen arkasinda Polis Koleji, biraz kuzeyde Sisli Terakki
Lisesi, Levent Camii'nin de üzerinde bulundugu, 1. Levent'le 2. Levent'in
siniri olan Levent Caddesi üstünde Türk Spor Yazarlari
Dernegi'nin tesisleri ve yüzme havuzu, ayni sirada Istanbul'un önemli
özel hayvan hastanelerinden Animalia, 4. Levent'te 1970'lere kadar
sinema salonu olarak kullanilan Levent Kulübü ve kulübün
tenis kortlari semtin ilk akla gelen tesisleridir. Kurulus yillarindan
baslayarak pek çok yazar, sanatçi, bilim adami Levent'te
oturmus veya Levent'ten yetismistir. Çalikusu Sokagi'nda evi olan
romanci Resat Nuri Güntekin Levent'in ilk sakinlerindendi. Yine ayni
sokakta gazeteci Rakim Çalapala ve pek çok okul kitabinda
imzasi olan ögretmen Nimet Çalapala, Türkolog Profesör
Ahmet Caferoglu, yazar Sükûfe Nihal Basar, siyaset adami General
Sadik Aldogan, bir sokak ötede Sülün Sokagi'nda müzikçi
Doktor Bülent Tarcan, kardesi piyanist Haluk Tarcan ve gerek o dönemin,
gerekse günümüzün pek çok ünlü kisisi,
yazari, aydini, sanatçisi Levent'te otururlardi. 1950'lerde yazar
Aziz Nesin, Levent çarsisinin ilk kitapçi kirtasiyecisini
açmisti. Günümüzde, ilk sakinlerinin yüzde
90'i bulan bir orani Levent'ten tasinmis ve evler çogunlukla ticari
bürolara, dükkânlara ve eglence yerlerine vb dönüstürülmek
üzere el degistirmis.
ORTAKÖY
Antik çagda adinin Arkheion oldugu söylenir. Bizans çaginda,
Bogaziçi'nin iki yakasinda seyrek balikçi köyleri kurulmus;
tabii güzelliklere sahip ve bos olan Bogaziçi kiyilarinin
bazi yerlerinde köskler, manastirlar yapilmistir. Imparator VI. Leon'un
(hd 886-912) sevgilisi Zoe ile bulustugu Damianu Sarayi'nin Ortaköy'de
oldugu; Damianu mevkiine adini veren manastirin ise, imparator Teofilos
(hd 829-842) ve III. Mihail (hd 842-867) zamanlarinda devletin ileri gelenlerinden
olan Damianos tarafindan 9. yy'da yaptirildigi ileri sürülür.
Bugünkü Ortaköy'ün, büyük Ayios Fokas Manastiri'nin
bulundugu yer oldugu anlasilmaktadir. Rumlarin ayni azize ithaf edilmis
bugünkü küçük kiliseleri de Ayios Fokas adindadir.
Ayios Fokas Manastiri'nin yeri bulunamamistir. Bu manastirin yakininda
9. yy'da Ermeni asilli Ortodoks patrigi VII. Ioannes Grammatikos'un (832-842)
veya kardesi Arsabarios'un (Arsavir) muhtesem bir sarayinin oldugu, bu
yüzden semtin Arsebera (veya Arsaberu) olarak da ün kazandigi
yazilir. Sarayda gizli ayinler ve ahlâka aykiri eglenceler yapildigi
yolunda dedikodular çiktigi için I. Basileos (hd 867-886)
tarafindan satin alinarak 150 rahiplik bir manastir haline getirilmistir.
Bu manastirin varligi (Meryemana) Bizans'in son yillarina kadar devam
etmistir. Ortaköy'ün tarihinden gelen en önemli özelligi
farkli kültürlerden Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklarinin
ve farkli inançlarin bir arada dostluk içinde yasamasidir
ve bu özellik günümüze kadar gelmistir. Ortodoks Kilisesi'nin
Isa'nin vaftizine remiz olarak haçin suya atilmasi yortusunun son
yillara kadar Ortaköy Iskelesi'nde yapilmis olmasi da bu geçmisin
bir kalintisidir. Ortaköy'de Yahudi cemaatine ait bilgiler de oldukça
eskidir. Evliya Çelebi Seyahatnamede Ortaköy kiyilarindaki
büyük yalilar arasinda Sekerci Yahudi ve Ishak Yahudi'den bahsetmektedir.
1156/1746 tarihli fermandan Ortaköy Camii'ne yakin, deniz kenarinda
Yahudi evlerinin yandigi anlasilir. Ortaköy'deki en eski sinagog
olan Etz ha-Hayim Sinagogu yangin sonucu birkaç kez harap olmus,
yeniden yapilmistir. 1618 Bedesten Yangini'nda evsiz kalan çok
sayida Yahudi ailesi; 1891'de Besiktas'daki yangin felaketini yasayan
Yahudi cemaati; 1921'de Rusya'dan göçen Yahudiler topluca
Ortaköy'e yerlesmislerdir. 1936'da nüfusu 16.000 olan Ortaköy'de
700 Yahudi ailesinin yasadigi bilinmektedir. Ortaköy'de bugün
artik kullanilmayan ikinci sinagog Gültekin Arkasi Sokagi'ndaki Yenimahalle
Sinagogu'dur. Türklerin Ortaköy'e yerlesmesi I. Süleyman
(Kanuni) döneminde (1520-1566) olmustur. Deniz tarafinda Defterdar
Pasa Camii, ayni yillarda Sadrazam Kara Ahmed Pasa'nin (ö. 1556)
kethüdasi Hüsrev Kethüda tarafindan Mimar Sinan'a bir hamam
yaptirilmistir. Mimari açidan simetrik planli, erkekler ve kadinlara
mahsus çifte hamam olarak kullanilan yapi Ortaköy'deki en
eski anittir. Ortaköy Deresi vadisinin iki yamacina, 16. yy'da Türklerin
yogun olarak yerlestikleri görülür. 17. yy ortasinda dere
içinde bir Islam mahallesi, kiyida ise yalilar vardi. Bu yalilarin
hiçbiri günümüze kadar gelmemistir. Bunun baslica
sebebi, Abdülaziz tarafindan 1871'de yaptirilan yeni Çiragan
Sarayi'dir. Besiktas Mevlevihânesi ve Ortaköy'e kadar uzanan
yalilar ortadan kaldirilarak elde edilen uzun ve genis alan Çiragan
Sarayi insaatina ayrilmistir. Ortaköy Iskelesi ile Defterdarburnu
arasinda kalan seritte Damat Ibrahim Pasa Çesmesi, Ortaköy
Camii, Sübyan Mektebi ve sahilin gerisinde Rum, Ermeni ve Yahudi
esnafinin evleri; daha sonra Nesetâbâd Sahilsarayi, Esma Sultan
Sahilsarayi, Naime Sultan Yalisi, Hatice Sultan Sahilsarayi, Fatma Sultan,
Zekiye Sultan yalilari siralanirdi. Ortaköy'e bugünkü çehre
ve özelligini kazandiran, iskelenin arkasindaki Ortaköy Meydani'nin
en belirgin ve egemen mimari ögesi Ortaköy Camii'dir. Mehmed
Aga tarafindan 18. yy'in baslarinda yaptirilan cami, Abdülmecid tarafindan
tamamen yiktirilarak denize uzanan rihtim üzerine 1854-1856 yillarinda
Mimar Nigogos Balyan'a yeniden yaptirilmistir. Camiyi yaptiran Abdülmecid,
Ortaköy'ün imarina da önem vermis, Ortaköy Deresi
üzerine, bugün artik olmayan köprüyü, sahilde
iskelenin güneyindeki mermer sütunlu karakol binasini yaptirmistir.
Meydanda cami kadar eski ve önemli baska bir eserde 1136/1723-24
tarihli Damat Ibrahim Pasa Çesmesi'dir. Sahilde ahsap temeller
üzerinde oturan çesme, zamanla dolgu ve zemin oturmasindan
çökmüs, toprak seviyesinin 1,5 metre altinda kalmistir.
Besiktas Belediyesi tarafindan, Ortaköy Meydani ve çevre düzenlemesi
çalismasi sirasinda, kahvelerin arkasina sikismis ve görünmeyen
çesme caminin karsisina tasinarak, toprak altinda kalan su teknesi
ve musluk etrafindaki selvi motifli tasi ortaya çikarilmis, restorasyonu
yapilmistir. Meydanda, Sütçü Ali Sokagi önünde
kahvelerin yaninda küçük Hamidiye Çesmesi (Saka
Çesmesi) vardi. Hamidiye su sebekesinden dagilan kol, eski hamamin
önündeki Saka Çesmesi denilen bu döküm çesmeye
ulasirdi. Bu çesme daha sonra kaldirildi ve su yolu kapatildi.
Meydandaki demir döküm çesme, Yildiz'dan alinarak onarilmis,
1992'deki meydan düzenlemesi çalismalari sirasinda simdiki
yerine konulmustur. Meydandaki diger bir küçük çesme
ise cami girisinin yaninda avlunun önündedir. Meydanin arka
sokagi ve Muallim Naci Caddesi'nde girisi olan Ayios Fokas Kilisesi 1856'da
yapilmistir. Bizans döneminde bölgede bulunan manastirin adini
yasatmaktadir. P. G. Inciciyan, Dünya Cografyasi adli kitabinin Istanbul
bölümünde sahilden uzak bir yerde, Ermenilerin Surp Asdvadzadzin
adinda kiliseleri oldugunu yazar. Ermenilerin Ortaköy bahçelerinde,
vadi yamaçlarinda ve sahildeki yerlesimlerde de evleri oldugu görülür.
Ortaköy'de Balyan, Dr. Gabriel Pasa, Portukal Pasa, Migirdiç
Besiktasliyan, Hagop Boronyan, Artin Dadyan gibi ünlü Ermeniler
yasamistir. Ortaköy Vapur Iskelesi Sokagi basindaki Simon Kalfa Apartmani
Balyan Ailesi'nin mülkü idi. Zemin katinda bulunan Cafe Jardin
yakin tarihlere kadar faaliyetini sürdürmüstür. 19.
yy Osmanli sivil mimarisinin özgün örneklerinin bulundugu
Ortaköy Meydani ve çevresi 1989'da baslatilan proje çalismalari
ile 1992'de yeniden düzenlenmistir. Ortaköy, tarihi kültürel
yapisiyla son dönemlerde gerek Istanbullularin, gerekse yabancilarin
genis bir ilgi odagi haline geldi. Semtin ve özellikle meydanin Istanbul'un
ilgi odagi haline gelmesindeki diger bir etken de, üç dini
temsil eden üç anitsal yapinin birbirine yakin olmasidir.
Bunlar, çevredeki özgün yapi gruplariyla tutarli bir
bütünlük ve uyum içindedirler. Bu üç
kültürün bir arada yasadigi ortami yeniden eski özellikleri
ile ortaya çikarmak amaciyla kapsamli bir proje yapilmis, bugünkü
düzenleme çalismalari sonuçlandirilmistir. Meydan ve
çevresi, sanat atölyeleri, kahveler, bar ve lokantalar, pazar
günleri açilan elisi, antika ve sanat pazariyla, gece gündüz
canli bir bulusma merkezidir.
YILDIZ
Yildiz'in sinirlarini kuzeyde Barbaros Bulvari'ndan ayrilan Besiktas-Bogaziçi
Köprüsü baglanti yolu ve ayni noktadan ayrilarak güneydoguya
yönelen Palanga Caddesi, kuzeybatida Emirhan Caddesi, batida Ihlamur
ve Dikilitas semtleri, doguda Yildiz Parki, güneybatida Abbasaga
Mahallesi, güneyde Serencebey Yokusu ve güneydoguda Çiragan
semtleriyle çizmek olanaklidir. Bu sinirlar içinde Yildiz
Sarayi ve Yildiz Parki en genis yeri tutar. Yerlesme bölgesi Barbaros
Bulvari'nin batisinda kalan Ihlamur-Yildiz Caddesi ve Yildiz Posta Caddesi
çevresidir. Güneyde, ayri küçük bir semt
olarak bilinen Serencebey Yokusu çevresini de semtin genis sinirlari
içinde saymak mümkündür. Saray ve semt bu bölgedeki
tepelerden Besiktas ve Ortaköy'e dogru inen, tümüyle koruluk
yamaçlar üzerinde kurulmustur. 15. ve 16. yy'larda Osmanli
padisahlarinin avlandiklari, hanedana ait bu genis koruluk arazi, I. Süleyman'dan
(Kanuni) (hd 1520-1566) itibaren ilgi ve ragbet görmeye baslamis;
I. Ahmed (hd 1603-1617) Besiktas Tepesi Korusu olarak bilinen bu yerde
küçük bir kasir yaptirmis; 18. yy'in sonlarinda III.
Selim (hd 1789-1807) annesi Mihrisah Valide Sultan için burada
yaptirdigi kasra büyük olasilikla Yildiz adini verdigi için,
bu tarihlerden sonra yöre Yildiz olarak anilmaya baslamistir. Daha
sonra II. Mahmud'un (hd 1808-1839) korulugun en yüksek noktasina
bir kösk yaptirdigi ve genis Yildiz Bahçesi'nde Asâkir-i
Mansure-i Muhammediye'nin talimlerini izledigi bilinir. Daha sonra gelen
padisahlar da Yildiz koru ve bahçelerine ilgi göstermislerse
de Yildiz Sarayi'nin adi asil II. Abdülhamid (hd 1876-1909) ile özdeslesmistir.
II. Abdülhamid zamaninda civardaki özel mülk topraklar
da alinip saray bahçeleri bütünlügüne katilarak
dis bahçe genisletilmis; içine yeni binalar insa edilmis;
tiyatro, müze, kütüphane, eczane, mescit, hamam, tamirhane,
marangozhane, diger atölyeler, bu arada Yildiz Çini Fabrikasi
yapilmis; Hamidiye veya Yildiz Camii önünden baslayip Besiktas
ve Ortaköy'e dogru uzanan parkin çevresi II. Abdülhamid'in
istegi üzerine kalin ve yüksek duvarlarla çevrilerek
dis dünya ile iliskisi neredeyse bütünüyle kesilmistir.
Bu dönemde, Yildiz Sarayi'nin dogrudan veya dolayli hizmetlerine
bakanlarla birlikte, 12.000'e varan bir nüfusun sarayda ve saray
çevresinde yasadigi sanilmaktadir.
Ihlamur-Yildiz Caddesi
üzerinde bulunan ve halk arasinda cephesindeki bezemeler nedeniyle
Süslü Karakol olarak bilinen, 1866'da Abdülaziz'in yaptirdigi,
daha sonra II. Abdülhamid'in yenilettirdigi karakol binasinin çevresinde
Yildiz sirtlari ve Ihlamur Vadisi'ne dogru yerlesme 1870'lerden sonra
hizla gelismistr. II. Abdülhamid döneminde Yildiz Sarayi çevresine
irili ufakli baska karakollar da yapilmistir. Barbaros Bulvari'nin açildigi
1950 sonlarina kadar Yildiz semtinde, bir bölümü eski ahsap
evlerden, bir bölümü birkaç katli kâgir binalardan
olusan, bahçeler ve dutluklar arasina serpistirilmis fazla yogun
olmayan bir yerlesme vardi. Çogu yokus dar sokaklar, özellikle
Serencebey kesiminde dik ve merdivenli yokuslar ve dutluklar semtin görünümünü
belirlerdi. Yildiz Sarayi'nin bir bölümü uzun süre
Harp Akademileri olarak kullanildigindan semtte daha çok asker
ve küçük memur aileleri ile eski Istanbullular yasardi.
Bu yöredeki diger semtler gibi Yildiz'in yerlesme yapisinin ve semtin
görünümünün tümden degismesi 1960'lardan
baslar. Barbaros Bulvari'nin açilmasini izleyen ilk 10 yil içinde,
bulvarin Yildiz Sarayi karsisindaki bati yakasinda bitisik düzen
apartmanlar kurulmaya baslamis; 1970-1980 arasinda, Ihlamur Vadisi'ne
inen ve Yildiz'a bakan yamaçlar üzerindeki yapilasma olaganüstü
hizlanirken, bulvar üzerinde ve anayollardaki binalarin çogu
konut olmaktan çikip isyeri haline gelmistir. 1970'lerin basinda
Bogaziçi Köprüsü ve çevre baglanti yollarinin
yapilmasi semti bir trafik dügümü haline getirmistir. Günümüzde
de Yildiz Istanbul'un trafigin en yogun oldugu yörelerinden biridir.
1990'larin Yildiz semtinin Barbaros Bulvari'nin dogusuna düsen Yildiz
Sarayi ve Parki'nin oldugu kesiminde bulunan eski evlerini olmasa bile
eski sokak dokusunu koruyan Serencebey Yokusu yogun bir konut bölgesidir.
Barbaros Bulvari'ndan ayrilip ona paralel, kuzeye dogru parkin içinden
çikan Yildiz Caddesi'nin bir dirsekle kuzeye yöneldigi noktanin
solunda Ertugrul Tekkesi, saginda Conrad Oteli vardir. Bu bölgenin
hemen alti Cihannüma Mahallesi'dir. Yildiz Caddesi'nden biraz daha
yukari çikildiginda Besiktas Atatürk Anadolu Lisesi görülür.
Yildiz Hamidiye Camii bu adanin kuzeybatisinda yer alir. Daha kuzeyde,
ayni tarafta Yildiz Üniversitesi bulunur. Caminin dogusunda ise Yildiz
Sarayi'nin ana kapisi vardir. Barbaros Bulvari'nin bati yakasinda Yildiz
Üniversitesi'nin karsisinda Sait Çiftçi Dispanseri,
biraz asagida da Sakip Sabanci Lisesi görülür. Barbaros
Bulvari ile Bogaziçi Köprüsü baglanti yolunun kavsaginda
yüksekte görülen restore edilmis bina, II. Abdülhamid
dönemi karakollarindan biridir ve halen Yildiz Üniversitesi
bütünlügü içinde yer almaktadir.
|