istanbul-emlak-ilan.com                      anasayfa  |  emlak istek formu  |  iletişim

 AVRUPA YAKASI
 İstanbul Emlak İlan 1.Levent
 İstanbul Emlak İlanları 2.Ulus
 İstanbul Emlak İlan 4.Levent
 İstanbul Emlak İlanları Akaretler
 İstanbul Emlak İlan Akatlar
 İstanbul Emlak İlanları Alkent 2000
 İstanbul Emlak İlan Ataköy
 İstanbul Emlak İlanları Bahçeşehir
 İstanbul Emlak İlan Bakırköy
 İstanbul Emlak İlanları Beylikdüzü
 İstanbul Emlak İlan Beyoğlu
 İstanbul Emlak İlanları Beşiktaş
 İstanbul Emlak İlan Emirgan
 İstanbul Emlak İlanları Esentepe
 İstanbul Emlak İlan Gayrettepe
 İstanbul Emlak İlanları Harbiye
 İstanbul Emlak İlan Kemerbugaz
 İstanbul Emlak İlanları Nişantaşı
 İstanbul Emlak İlan Sarıyer
 İstanbul Emlak İlanları Tarabya
 İstanbul Emlak İlan Yeniköy
 İstanbul Emlak İlanları Yeşilköy

 ANADOLU YAKASI
 İstanbul Emlak İlan Acarkent
 İstanbul Emlak İlanları Anadolu Hisarı
 İstanbul Emlak İlan Ataşehir
 İstanbul Emlak İlanları Bostancı
 İstanbul Emlak İlan Caddebostan
 İstanbul Emlak İlanları Çiftehavuzlar
 İstanbul Emlak İlan Erenköy
 İstanbul Emlak İlanları Fenerbahçe
 İstanbul Emlak İlan Göztepe
 İstanbul Emlak İlanları Kadıköy
 İstanbul Emlak İlan Kozyatağı
 İstanbul Emlak İlanları Suadiye
 İstanbul Emlak İlan Üsküdar

 

 

 







istanbul emlak ilanlari Besiktas

anasayfa  |  emlak istek formu  |  iletişim

TARIHI SEMTLERIYLE BESIKTAS


ARNAVUTKÖY


Bebek'le Kuruçesme arasinda yer alir. Ilkçagda adi Hestai idi. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak da bilinirdi. Bogaziçi'ndeki önemli ibadet yerlerinden biri olan Ayios Mihael Kilisesi buradaydi. Konstantinos tarafindan yaptirildigi söylenen bu kilisede Basmelek Mihael'in mozaik bir ikonasi saklaniyordu. Büyüklü küçüklü çok sayida kilise ve ayazmanin yapilmasindan sonra ve büyük olasilikla Ayios Mihael Kilisesi'nin varligi yüzünden, bölgeye Melekler Köyü dendigi anlasilmaktadir. Kaynaklarda adi geçen Mihaleion bölgesinin, Karadeniz'den Marmara'ya Bogaz akintisinin en kuvvetli oldugu bugünkü Arnavutköy ile Akintiburnu arasinda bulundugu sanilmaktadir. Osmanli döneminde Rumlarca Megali Revmatu (Büyük Akinti) olarak da anilirdi. Köyün Arnavutköy adini hangi nedenle ve ne zaman aldigi kesinlikle bilinmemektedir. Bir rivayete göre, II. Mehmed (Fatih) Arnavutluk'a egemen olmasindan sonra yöreden getirilen Arnavutlari bu semte yerlestirmistir. Bir Arnavut cemaatinin, o zamanlar bakimsiz, harap ve yari metruk olan bu sahile yerlestirilmesinin tarihi olarak 1468 verilmektedir. 1540'larda Istanbul'a gelmis olan Petrus Gyllius, bu civarin üzüm baglariyla kapli oldugunu yazarken bölgenin adini Arnavutköy olarak anmaz. Buna karsilik 1568'de bostancibasiya gönderilmis bir fermanda, "Bostancibasiya hüküm ki, Arnavudköy baglari hassa-i hümâyunum için koru iken bazi kimseler anda sikâr ettikleri isitilmistir..." denmekte ve halkin buralarda avlanmasinin yasaklanmasi istenmektedir. Bu fermandan anlasildigina göre 1568'de bölgenin adi artik Arnavutköy'dür. Arnavutköy'ün daha 16. yy'da Istanbul'un en ünlü mesirelerinden oldugu; baglari bahçeleri bulundugu; tepelerdeki korularin Sultan'in haslari oldugu; nüfusunun 19. yy'in ortalarina kadar Rum ve Musevilerden meydana geldigi; uzun süreler bakimli, güzel, canli bir Rum köyü olarak kaldigi bilinmektedir. Arnavutköy'de, 18. ve 19. yy'larda çikan büyük yanginlarda, yukarida bazilari siralanan yalilar yamaçlardaki ve vadideki köskler hemen hemen tümüyle yanmis; sahilhaneler ve sahilsaraylarla birlikte, köy içlerindeki mahalleler de kül olmustur. Örnegin 1797'deki yanginda Akintiburnu'ndaki Hasan Halife Bahçesi'yle birlikte yakinindaki bir yali (muhtemelen III. Mustafa'nin kizi Beyhan Sultan'in 19. yy basinda insa ettirdigi Beyhan Sultan Sahilsarayi, daha sonraki adiyla Said Pasa Yalisi), onun üstündeki setlerde bulunan Sadrazam Izzet Pasa'nin yaptirdigi Binis Köskü (Vezir Köskü, Boyali Kösk), sadrazamin kendi yalisi ve Mektupçu Ibrahim Efendi yalisi da yanmistir. 1883'te iskele basinda 18 evin, 1887'de 264 evin, 1908'de 109 evin yandigi kaydolunmus; 1887 yanginindan sonra Yahudilerin büyük kismi köyü terk etmis, onlarin yerine Müslümanlar yerlesmeye baslamistir.

I. Dünya Savasi arifesinde 1914'te Sirket-i Hayriye'nin yayimladigi Bogaziçi Salnamesi'nde Arnavutköy'de 493 Müslüman, 5.973 Rum, 342 Ermeni, 32 Musevi ve 642 ecnebinin yasadigi kaydolunmakta, günlük vapur yolcusu sayisi 1.550 olarak hesaplanmaktadir. Ayazmalar, baglar, bahçeler, koruluklar arasindaki köskleri, sahil boyunca dizilen sahilhaneleri, sahilsaraylari, yalilari ile Arnavutköy'ün çehresi günümüzde tümüyle degismis bulunuyor. Ortaköy'den Arnavutköy'e uzanan yol dar oldugu ve ihtiyaca cevap veremez hale geldigi için, önce deniz tarafindaki binalarin büyük bölümü yikildi ve tramvayin geçtigi yol sahil yolu haline getirildi. Bu sirada ahsap binalar yiktirilarak yerlerine beton binalar yapilmasina da baslandi. Bir dönem yanginlar, daha yakin dönemde yapilasma ve betonlasma semtin görünümünü hizla degistirdi. 1960'lardan sonra sahil yoluna ve vadi boyuna apartmanlar dikilmeye baslandi. 1980 sonrasinda, sahil yolunun genisletilmesi sirasinda halen var olan yalilarin önünden, denizin içinden "kazikli yol" geçirildi. Yapilasma daha da hizlandi, arsa ve bina fiyatlari artti. Halen semt, çok sayida lüks restoran, gazino, gece kulübü, bar ve modern kahvelerle Bogaz'in canli bir yasam ve eglence merkezi görünümündedir.

ASIYAN


Bebek ile Rumelihisari arasinda, bugün ayni isimle anilan mezarlik sirtlarinda bulunan semt. Sahilden denizin içine uzanan dil, Bogaz'i çok daralttigi için buraya Yunanca Lomekopi, Türkçe olarak da Bogazkesen denilmisti. Eremya Çelebi Kömürciyan, Bogaziçi'ndeki üçüncü burun olan bu mahalde denizde iri kayalar bulundugunu kaydetmektedir. Bu kayalardan ötürü semte Kayalar Köyü adi verilmisti. Evliya Çelebi Önkayalar denilen, Sidkî Efendi Camü'nin de bulundugu mevkide o dönemde 40-50 ev oldugunu söyler. 17. yy yazarlarindan Kömürciyan ve 18. yy yazarlarindan Inciciyan da burada Türklerin oturdugunu, sahilde bir küçük mescit, birkaç bahçe ve ilerisinde servi agaçlarinin yükseldigi bir Müslüman mezarligi oldugunu kaydederler. Bu mezarlik Üsküdar'dan sonra Bogaziçi'ndeki ikinci önemli mezarlikti. Hisar'da yasayan Müslüman ahalinin beslemeleri olan çirpicilar Kayalar Köyü sahillerinde köy ve hisar sakinlerinin çamasirlarini yikarlardi. Bugün Kayalar Köyü'nün ismi, burada bulunan cami disinda tamamen unutulmustur. Sahil ve sirtlar Âsiyan semti olarak bilinir. Vakanüvisler ve arsiv belgeleri 16. yy'da bu sahilde eskiyanin, haydutlarin mekân tuttuklarina isaret etmektedir. 17. yy'da ise bir baska efsanevi kisilik, gemicilerin dostu olarak taninan Durmus Dede burada bir dergâha adini verir. Durmus Dede'nin I. Ahmed zamaninda (1603-1617) Akkirman'dan Istanbul'a gelerek Kayalar Köyü mezarliginin bittigi yere yakin bir noktada, deniz kenarinda bir tekkede seyh olan Akkirmanli Ali Baba'nin yanina yerlestigi söylenmektedir. Aslinda tekkenin kurucusu, I. Süleyman (Kanuni) zamaninda Misir'dan Istanbul'a göçen Seyh Ibrahim Gülsenî halifelerinden Hasan Zarih Efendi (ö. 1569) oldugu halde tekke Durmus Dede'nin adiyla anilagelmistir. Zamanla, Bogaz'dan geçen gemilerin tekkeye zahire yardiminda bulunmalari bir gelenek haline geldi. Hadîkatül-Cevâmi'yi yazdigi 1768'de, Hafiz Hüseyin Ayvansarayi bu gelenegin hâlâ devam ettigini kaydetmektedir. Semt bugünkü adini sair Tevfik Fikret'in bu mahalledeki evinden almaktadir. Farsça bir sözcük olan "âsiyan"in anlami "kus yuvasi"dir.

BALMUMCU

Barbaros Bulvari üzerinde Yildiz'la Zincirlikuyu kavsagi arasinda kurulu mahalle. Bugünkü Balmumcu Mahallesi'nin bulundugu yerde II. Mahmud döneminde (1808-1839) ayni adla anilan bir çiftlik bulunuyordu. Balmumcu Kasri denilen kösk daha sonra Abdülaziz döneminde yapilmisti.

Besiktas'in mesirelerinden olan çiftlik, meyve bahçeleri ve çavusüzümü baglariyla ünlüydü. R. Ekrem Koçu'ya göre, çiftlige Balmumcu Çiftligi adi verilmesinin nedeni, II. Mahmud döneminde sokak ve bahçelerin mumlarla aydinlatilmaya baslanmasindan sonra, burada mum imalati yapilmasidir. II. Mahmud'un çok sevdigi ve biraz ilerisindeki Zincirlikuyu Kasri'na her geldiginde ugramadan edemedigi Balmumcu Çiftligi'nin, hanedan mülklerinden oldugu, Ikinci Mesrutiyet'ten sonra Hazine-i Hassa mallari Maliye Hazinesi'ne devredilirken de makama bagli olarak birakilan "Emlâk-i hakaniye" denilen mülkler grubunda bulundugu bilinmektedir. II. Abdülhamid zamaninda Çiftlik Veliaht Mehmed Resad Efendi'ye tahsis edilmisti. II. Mesrutiyet'te V. Mehmed (Resad) tahta çiktiktan sonra Balmumcu Çiftligi'ni halka mesire olarak açtirdi. I. Dünya Savasi'na kadar süren dönemde, Balmumcu Çiftligi mesiresine gelen halka çiftligin meyvelerinden tabla tabla ikram edildigi anlatilir. Sultan Resad'in ölümünden ( 1918 ) sonra Balmumcu Çiftligi ve Kasri Seniye Sultan'a verilmis; 1923'te köskte savasta sehit düsenlerin çocuklari için açilan Balmumcu Darüleytami 1928'de lagvedilmistir. Daha sonra çiftlik arazisi ve içindeki binalar askeriyeye verilmis, Balmumcu köskü 3. Jandarma Tugay Komutanligi olmus, köskün müstemilatina da Jandarma Er Okulu yerlesmistir. 27 Mayis 1960'taki askeri harekâttan sonra Balmumcu Kislasi bir süre gözalti ve tutukevi olarak kullanilmistir. Seniye Sultan Kasri ise 20 Nisan 1975'te yanmistir. Bölgenin çehresinin tümden degismeye baslamasi, Barbaros Bulvari'nin açilmasindan sonraya, 1960'lara rastlar. Bu yillarda bölgede yapilasma baslamistir. Bugün Balmumcu olarak adlandirilan mahalle, Besiktas Ilçesi'ne bagli tek bir muhtarlik olup yaklasik 3.000 sakini vardir. Fakat son on yilda insa edilen büyük is merkezleri (AEG, Koza Merkez, ENKA gibi) nedeniyle, gündüz nüfusu bunun birkaç kati fazladir. Mahalle Gayrettepe, Levazim (bu mahalle kisa zaman öncesine kadar Balmumcu Mahallesi'ne bagli idi), Mecidiye ve Yildiz mahalleleri ile komsudur. Balmumcu'nun en önemli iki yolu, Sakir Kesebir ve Zincirlikuyu Yolu sokaklaridir. Diger sokaklari ise S. Ali Reis, Kara Hasan, Mürbasan, Umur Pasa, Akgüner, Arzu, Bestekâr, Haci Arif Bey, Itrî, Haci Faik, Sevki Bey ve Enderun sokaklaridir. Bölgede bir ilkögretim okulu ve iki lise vardir. Günümüzde büyük isyerleri, sirket merkezleri ve bürolar disinda, varlikli kesimin tercih ettigi bir yerlesim yeridir.

BEBEK


Küçük bir balikçi köyü olarak, tarihinin Milattan öncesine kadar gittigi sanilan semtin bilinen en eski adinin, çesitli kaynaklarda çesitli sekillerde yazilan (Challae, Chilai, Khile) ; Skallai (iskeleler) sözcügünün bozulmus bir biçimi olan Hallai oldugu ileri sürülmektedir. Osmanli döneminde Bebek'e ve Bebek adinin kökenine ait ilk bilgiler Istanbul'un fethinin hemen öncesine gider. Istanbul'un kusatilmasi sirasinda ve Rumeli Hisari yapilirken bu yörede Bizans egemenliginin zayifladigi, hatta buradaki balikçi köylerinin Galata'ya bagli olduklari sanilmaktadir. Basta Evliya Çelebi olmak üzere, bazi kaynaklar, II. Mehmed'in (Fatih) Rumeli Hisari'nin yapimi ve kusatma sirasinda asayisi saglamak üzere buraya Bebek Çelebi adli veya lakapli bir bölükbasi tayin ettigini; Bebek Çelebi'nin semtte bir kösk ve bir bahçe kurdugunu, ölümünden sonra semtin onun adiyla anildigini yazmaktadir. IV. Murad döneminde (16231640), padisah, Yeniçeri Agasi Hasan Halife'ye Bebek'te baglik bahçelik genis bir arazi ihsan etmis ve semt bir süre Hasan Halife'nin adiyla birlikte anilmistir. Yavuz Sultan Selim'in Bebek'te, büyük ihtimalle daha sonra Bebek Bahçesi'ndeki ünlü Hümayunâbâd Kasri'nin (Bebek Kasri) bulundugu yerde bir kasir yaptirdigi, ayni dönemlerde Bebek çevresinde Kayalar mevkiinde bir tekke bulundugu (Durmus Dede Tekkesi), IV. Murad döneminde Hasan Halife Bahçesi'nin ününün semti çok astigi çesitli kaynaklarda ileri sürülüyorsa da, 18. yy'in ilk çeyregine kadar yörenin mamur olmadigi, var olan kasirlarin terk edildigi, hattâ bu harabelerde barinan haydut, eskiya yüzünden kötü bir üne sahip oldugu anlasilmaktadir. Bebek'in ragbet gören bir semt haline gelmesi III. Ahmed ve sadrazami Damat Ibrahim Pasa zamanina rastlar. Bu dönemde Bebek Bahçesi'nde Hümayunâbâd Kasri, Bebek Camii, mektep, çesme, hamam, degirmen ve dükkânlar insa edilmis; semt senlenmeye, kalabaliklasmaya baslamis; Türkler, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler semtte köskler, konaklar, yalilar yaptirmislardir. 18. yy sonundan 19. yy ortalarina kadar olan dönemi kapsayan Bostancibasi Defterleri'nden, Arnavutköy iskelesinden Rumelihisari'na uzanan bu sahilde, seyhülislam, Rumeli kazaskeri, reisülküttab, hekimbasi gibi devlet ricalinin, birkaç nesil ayni ailenin elinde kalmis ya da kalacak olan 40 kadar sahilsaray ile bahçelerinin bulundugu anlasilmaktadir.

Bunlarin arasinda Himmetzadeler, Dürrizadeler, Yesârizadeler ve Elmaszadelerin yalilari dikkati çekmektedir. Semtin yazlik olmaktan çikip sürekli yasanan bir semt haline gelmesinde 19. yy ortalarindan itibaren vapur seferlerinin baslamasinin, daha sonra da tramvayin gelmesinin payi vardir. 19. yy sonundan itibaren sahilde ve sirtlara dogru yalilar ve köskler çogalmistir. 1914'te Sirket-i Hayriye'nin yayimladigi Bogaziçi adli kitapta, Bebek'te çogunlugun Islam oldugu, ancak Ingiliz, Fransiz ve Amerikalilarin da bulundugu kaydedilmektedir. Amerikalilarin varligi 1863'te Bebek sirtlarinda kurulan Robert Kolej ve Arnavutköy Amerikan Kiz Koleji'nde ders veren ögretmenlere baglanabilir. 1960'ta R. E. Koçu'ya göre 414'ü ev, 187'si apartman dairesi olmak üzere toplam 739 hanenin bulundugu Bebek semti, günümüzde Bogaziçi'nin en seçkin ve lüks sayilan semtlerindendir. Nüfus kompozisyonunda eskiden oldugu gibi yine yabancilarin önemli bir yeri vardir. Bir zamanlar, kötü havalarda teknelerin siginmaya çalistiklari ve bir dönem de kalafat yeri olarak kullanilmis Bebek Koyu bugün yatlarin, yelkenlilerin ve sürat motorlarinin demirledikleri bir koy görünümündedir. Bebek Vapur Iskelesi'nin ve Bebek Camii'nin yaninda, halen Misir Konsoloslugu'na dogru park olarak uzanan bölgede 1908'de II. Mesrutiyet ilan edildiginde halka açik bir "Millet Bahçesi", bir de deniz kenarina bir gazino yapilmis; Bebek Gazinosu diye bilinen bu gazino 1957-1958 arasinda Bebek Meydani yeniden tanzim edilirken kaldirilmis, 1960'larda yeniden açilmis, nihayet 1980 sonrasinda park yeniden tanzim edilirken gazino bütünüyle yok olmustur. 1965-1970 sonrasindaki Bogaz tepelerini ve korularini tahrip eden hizli yapilasma sirasinda Bebek sirtlarinin yesili bütünüyle ortadan kalkmis; ahsap ve eski kâgir evler yikilarak yerlerine apartmanlar dikilmis, Bebek, yokus ama çok islek bir yolla tepedeki Etiler'e baglanmistir. Güneydeki Küçükbebek kesimi kuzeydeki Büyükbebek kesimine oranla daha yogun bir yerlesmedir. Akintiburnu'ndan Asi'yan'a dogru sahilde pek az yali kalmistir. Buradan yogun trafikli sahil yolu geçmektedir.

ETILER


Etiler 1947'de insaatina baslanip 1950'de yerlesime açilan l. Levent'ten sonra o zamanlar bombos olan bu bölgedeki ikinci toplu konut girisimidir. Etibank'in ortakligi Etiler Yapi Kooperatifi'nin 192 villalik insaati 1954'te baslamistir. Etiler Mahallesi, adini burada ilk villalari yaptiran yapi kooperatifinden almistir. Istanbul'un son 40 yillik kentsel yayilma ve degismesini en iyi özetleyebilecek yerlesmelerden biridir. Etiler'de ilk konutlar yapilmaya baslandiginda o zamanlar kent disinda son derece sakin bir toplu konut yerlesimi olan Levent'in güney sinirini çizen Nisbetiye Yolu'nun çevresi, bütünüyle tarlalar, kirlar, yesil tepelerle kapliydi. Levent'in güneydogu sinirindaki son ev ile bugünkü Ata Ilkokulu noktasindan baslayan Etiler villalari arasinda bir jandarma noktasi ve bir sütçü kulübesi hariç hiçbir yerlesme yoktu. Ilk Etiler evlerini yapan Etiler Yapi Kooperatifi'nin üyelerinin önemli bir bölümü Demokrat Parti ileri gelenleriydi. 1960'lardan itibaren Bebek sirtlarinda, yesillikler ve korular arasindaki bu ilk evlerin çevresinde, Nisbetiye Caddesi'nin iki yaninda ve Etiler evlerinin arkasinda, bir de Küçükbebek sirtlarindaki eski Nisbetiye Kasri'nin bulundugu Çamlik'ta özel kisiler ve kooperatiflerce çok katli ve çok daireli apartmanlar kurulmaya baslandi. 1960 sonlarina gelindiginde, Nisbetiye Caddesi'nin, 1. Levent'in bittigi kesiminden baslayarak iki yani, güneyde Arnavutköy dere vadisine dogru Petrol Sitesi, SSK evleri vb sitelerle, kuzey kesimi ise Etiler'e dogru o dönemin gökdelenleri sayilabilecek 10-12 katli lüks apartmanlarla dolmaktaydi. Ayni dönemde Etiler semti, kuzeye ve doguya dogru yeni evler, apartmanlar ve sitelerle gelisiyordu. Etiler'in kendisine eklemlenen yeni konut bölgeleriyle, Levent'ten Hisarüstü'ne kadar dört yönde araliksiz uzanan yogun bir yerlesme bölgesi halini almasi, 1970'lerin ortalarindan sonra oldu ve semt 1980-1990 arasinda bugünkü haline geldi. Bogaziçi sirtlarinin merkeze en yakinlarindan birinin üstündeki Etiler ve çevre yerlesmeleri 1980'lerde önce orta-üst ve üst gelir katmanlarinin ragbet ettigi, seçkin sayilan bir konut bölgesi halinde gelisirken 1980 sonlarinda, Istanbul'un gece hayatinin önemli merkezlerini, lüks restoranlari, sik dükkânlari ve çogu ithal mal satan magazalari barindiran bir semt haline geldi. Semtin, kendisine eklenen yeni mahallelerle ve sitelerle büyüdügü günümüzde, egitim kurumlari da semtte hizli bir artis gösterdi. Öteden beri Küçükbebek Rumelihisari sirtlarindaki korulukta bulunan Bogaziçi Üniversitesi'ne (eski Robert Kolej) 1980'lerde Istanbul Üniversitesi Isletme Fakültesi, Bogaziçi Üniversitesi'nin kütüphane, arsiv vb birimlerinin binalari, Anadolu Meslek Lisesi, Özel Ideal okullari ve baska özel okullar gibi egitim kurumlari da eklendi.

Günümüzde, idari birim olarak Etiler Mahallesi daha küçük bir alani içeriyorsa da, semt olarak Etiler, Levent'in bati sinirindan baslayarak Basin Sitesi'ni, Uçaksavar Sitesi'ni, lüks Alkent konutlarini, Akat Mahallesi'ni, irili ufakli daha pek çok site ve toplukonut bölgesini kapsamaktadir. 1994 basinda açilan, Istanbul'un en büyük ve görkemli is ve alisveris merkezi sayilan, içinde binlerce metrekareye yayilmis ünlü magazalarin yer aldigi Akmerkez, Levent'ten Etiler'e dogru giderken, Nisbetiye Caddesi üzerinde, semtin girisine yakindir.

KURUÇESME


Ortaköy'den Defterdarburnu ile; Arnavutköy'den Sarrafburnu ve Çorlulu Ali Pasa Yalisi (bugünkü Robert Lisesi girisi) ile ayrilan sahil boyunca ve arkasindaki sarp kayalik tepelerde yer alir. "Bithias", "Kalamos", "Amopolos" ve "Kuruçesme" günümüze kadar aldigi isimlerdir. Semt sakinleri, korulari ve bol akar sulari yüzünden, eski isminin Koruçesme oldugunu iddia ederler. Bizans döneminde stilit rahipleri, 433'ten itibaren Simon Stilit 27 yil, 460'tan itibaren Danyal Stilit 34 yil, birer sütun üzerinde bu semtte yasamislardir. Semte ait çok eski gravürlerde bu sütunlara rastlanmaktadir. 9. yy'da Patrik Tarsias (784-806) Ayios Tarsias Manastiri'ni yaptirmistir. Bizans hizmetindeki Peçenekler 1048'de atlar üzerinde Bogaz'i yüzerek geçip manastir yanindan karaya çikmislardir. 15. yy'a kadar durdugu bilinen manastirin Defterdarburnu ile Kuruçesme Koyu arasinda oldugu tahmin edilmektedir. Kuruçesme yerlesmesinin yüksek bir yerinde Ayios Dimitrios Ayazmasi vardir. Kaynagina uzun bir yeralti yolundan gidilir. Tatli suyunun sifali olduguna inanilir. Ayrica baglar içinde Ayia Lipsi, Ayios Nikolaos ayazmalari vardir. 17. yy'da köyün sakinleri, semtte cami, hamam, çesme vb'leri olan daha çok dere içinde oturan Müslümanlar; 11 mahalle, 3 sinagog ile Yahudiler; 2 kilise, 3 mahalle ile Rumlar ve 1 kilise ile az sayida Ermenilerdir. Bölgede bedesten, han, imaret binalari yoktur. Ancak 200 kadar dükkân bulunmaktadir. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde bahsettigi cami, II. Mehmed'in (Fatih) tezkirecibasisi Osman Efendi'nin yaptirdigi bugün de ibadete açik olan camidir. 17. yy'da yenilenmistir. Semte ismini veren çesme, caminin alt katinda ve dogu cephesinde (yol cephesi) harimin altinda yer alan 1095/1683 tarihli çesmedir. Daha sonra suyu kaçmis olan çesmeyi Köprülüzade Fazil Ahmed Pasa'nin kiz kardesi onartip yaptirmistir. Çesme 1983'te restore edilmistir. Caminin güneybati kösesinde, Alay Emini Sokagi'nin hamamin arka bahçe duvari ile bitistigi yerde, yaziti ve su haznesi ile aci sulu bir Osmanli çesmesi, günümüzde de kullanilmaktadir. Köy içinde Kirbaç Sokagi'nda Surp Haç Ermeni Kilisesi, Alay Emini ve Kirbaç Sokagi'nin kesistigi yerde Rum Ayios Dimitrios Kilisesi ile Sarrafburnu'ndaki bir Rum ailenin sapeli niteliginde Ayia Yani kiliseleri günümüzde faaldir. Sinagoglar ve Yahudi mezarliklarindan hiçbir iz kalmamistir. Kuruçesme 19. yy'in baslarinda Istanbul'un önde gelen semtlerinden idi. Bu semtte padisahin özel izniyle oturulabilirdi. Müslüman yapilari asiboyasi, yesil, beyaz; azinlik yapilari kursuni, sari renklere boyanirdi. Yükseklikleri farkli olurdu. Ulasim, alisveris kayiklarla yapilir, kayiklar kisilerin sosyal durumlarina göre saptanirdi. Sik iskeleler arasindaki rihtimda hizmetkârlar dolasir, balikçilar aglarini yayar, kayikçilar mallarini satarlardi. Kuruçesme'de Ortaköy sinirindan Sarraf burnu'na kadar, sahilde, sultanlarin ve devletin ileri gelenlerinin yalilari yer alirdi. 19. yy'in baslarinda, Ortaköy Defterdarburnu'ndan Kuruçesme'ye dogru ilk yali III. Mustafa'nin (hd 1757-1774) kizi Hatice Sultan'in Nesetâbâd Sahilsarayi idi. Hatice Sultan'in ölümünden sonra diger sultanlarin oturdugu yali 1892'de yiktirilmis, yerine II. Abdülhamid'in (hd 1876-1909) kizlari Zekiye ve Naime sultanlara, es iki saray yaptirilmistir.

Defterdar Ibrahim Pasa Camii'nden sonra Sadrazam Yusuf Pasâ'nin kardesi Süleyman Bey Yalisi gelmekteydi. Hatice Sultan bu yaliyi maiyeti için kiralardi. Çesitli defalar el degistiren yali 1908'de II. Mesrutiyet'ten az evvel II. Abdülhamid tarafindan satin alinarak kizi Naile Sultan'a hediye edildi. Kuruçesme'de 5 tane iskele vardi. Bunlar: 1. aralik iskelesi, Kuruçesme iskelesi (bugün Kuruçesme Parki içinde kalan iskele); 2. aralik iskelesi (yine park içinde ISKI su tankerlerinin durdugu iskele), 2. aralik Iskele (vapur iskelesi yapisinin oldugu yer), 3. aralik iskele (Galatasaray Adasi'na kalkan motorlarin iskelesi); Kuyumcubasi Iskelesi (Sarrafburnu'nun bugün kazikli yolun basladigi yer) idi. Tezkireci Camii karsisinda deniz kenarindaki bostanci karakolu ve yakininda Kizlar Agasi Ahmed Aga tarafindan yaptirilmis bir mektep vardi. Kuyumcubasi Iskelesi'nden Çorlulu Ali Pasa Yalisi önüne kadar olan yer yaklasik 200 yildir Sarrafburnu olarak anilmaktadir. Yalilarin büyük bir kismi isgal sirasinda, 13 Haziran 1919'da Fransizlarin Kara Todori Pasa Yalisi'ndan çikardiklari yanginin büyümesi ile yok olmus, ayakta kalabilenler de imar hareketlerinin kurbani olmustur. Istiklal Savasi sonrasinda hanedanin ve azinliklarin sahipsiz biraktigi, arsa haline gelen bu yerler kömür deposu haline getirilmis, ayakta durabilenler tütün vb depolarina dönüsmüs veya yikinti haline gelmistir. Kuruçesme sahilleri uzun süre kömür deposu olarak kullanilmis ve çirkin bir görünüm sergilemis, 1986'dan sonra sahil kömür depolarindan temizlenerek yesillendirilmis, kismen park olarak düzenlenmis, kismen de Naile Sultan Yalisi'nda oldugu gibi güzel restitüsyonlar yapilmistir. Son imar hareketleri sirasinda Sarrafburnu yalilari ve Arnavutköy yalilari önünden kazikli yollar geçirilmis ve kiyi kismen doldurularak kiyi hatti ve kotu degistirilmistir.

Tarih boyunca yesil korulari ile anilan Kuruçesme gravürlerde de böylece resmedilmistir. Basvekâlet arsivinde Asâkir-i Mansure teskilati zamaninda sayilari 28 olarak tespit edilen bahçeler arasinda adi sayilmaktadir. Sultanlara ve zamanin yüksek rütbeli kisilerine ait olan sahilhane ve kösk bahçelerine çok önem verilmis, hatta zaman zaman Avrupa'dan bahçivanlar getirtilerek bahçeler düzenletilmistir.

LEVENT


1950'lerde yerlesimin basladigi sirada, Etiler'e dogru giden Nisbetiye yolunun kuzeyinden baslayip Levent Caddesi'ne kadar uzanan ve günümüzdeki Levent'in altida biri kadar bir alani kapsayan semt. 1. Levent'ten 4. Levent ve Yeni Levent'e kadar zaman içinde bölüm bölüm kurulup gelismis olan semtin günümüzdeki sinirlari batida Büyükdere Caddesi, doguda Ebulûla Caddesi, güneyde Nisbetiye Caddesi, kuzeyde Orgeneral Izzet Aksular Caddesi'dir. 4. Levent'in güneyinden, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü Büyükdere Caddesi'ne baglayan baglanti yolu geçer. Levent'in güneybatisinda, Büyükdere Caddesi'ne göre karsisinda, Zincirlikuyu Mezarligi, daha sonra cadde boyunca siralanan Roche, Eczacibasi, Philips, Renault-Mais, Deva, Fako, Sandoz vb fabrika ve tesisleri, IETT Levent Otobüs Deposu ve Sanayi Mahallesi vardir. Bu hattin gerisinde, kurulus tarihi açisindan ilki Gültepe olan Kustepe, Çeliktepe, Harmantepe, Ortabayir gibi bir zamanlarin ünlü gecekondu mahalleleri yer alir. Güneyde, 1965 sonrasinda kurulmaya baslanan ve günümüzde çesitli lüks apartman ve sitelerle Ortaköy sirtlarini bütünüyle kaplamis olan Nisbetiye Mahallesi; semtin dogu siniri olan Ebulûla Caddesi'nin dogusunda da Akat Mahallesi vardir. Levent bütünlügünden farkli bir yapilasma olan daha çok subaylarin üye olduklari konut kooperatifleri veya özel sirket ve müteahhitlerin yaptirdigi konut ve sitelerle dolmus bulunan kuzey ve kuzeydogu kesimi, Konaklar Mahallesi'dir ve Harp Akademileri'nin genis arazisine ve tesislerine komsudur. Levent, kent disi bir toplukonut yerlesmesinin, Istanbul'da, 40 yil içinde yogun bir kent içi yerlesmeye dönüsmesinin belirgin örneklerinden biridir.Levent Mahallesi, adini, Osmanli döneminde, 18. yy'da bu yörede bulunan Levent Çiftligi'nden almistir. 18. yy'da da hemen hemen bugünkü güzergâhini takip eden Büyükdere yolunun dogusundaki genis arazi I. Abdülhamid (hd 1774-1789) tarafindan Kaptan-i Deryâ Hasan Pasa'ya irat olarak verilmis, o da burada bahçeler, binalar, kasirlar yaptirmis ve buraya deniz levendlerinden meydana getirdigi bir muhafiz bölügü yerlestirmistir.

III. Selim döneminde (1789-1807) padisahin bu civarda en fazla ugradigi yerlerden oldugu bilinen Levent Çiftligi, bir yandan Baltalimani, Tarabya, Büyükdere, Belgrad Köyü ve Besiktas, öte yandan Kâgithane, Haliç, Okmeydani'na ulasmak için bir kavsak noktasi niteliginde de görünmektedir. Fransiz bilim adami, hekim ve gezgin Olivier, 1790'larda Istanbul'u anlattigi seyahatnamesinde Levent Çiftligi'nde Avrupa usulü tüfek ve kasatura yapan bir imalathanenin varligindan söz eder. Ayrica genis arazi üzerinde pek çok güzel yapi oldugunu, modern egitim ve donanimli 1.200 bostancidan kurulu bir piyade kitasi ile topçu ve süvari birlikleri olarak toplam 4.000 kisilik bir askeri birlik bulundugunu anlatir. Levent'in ilk kisim evlerinin yapimina Emlak Kredi Bankasi'nin toplukonut projesi çerçevesinde 1947'de baslanmis, 1950'de 1. Levent bitmistir. Projesini mimar Kemal Ahmet Aru'nun yaptigi ilk 400 kadar ev ( 1. Levent), küçük bahçeler içinde tek veya iki katli, ikiz veya tek evlerdir. 1. Levent'in gördügü ragbet üzerine ve proje geregi yapimina hemen baslanan daha kuzeydeki 2. ve 3. Leventlerdeki konutlar, biraz daha büyük ve villa tipine daha yakin olmakla birlikte yine de orta gelir gruplarini hedefliyordu. Yapimina 1950 sonlarinda baslanip 1960'tan itibaren yerlesilen en kuzey kesimdeki 4. Levent ise o döneme göre lüks sayilabilecek villalarin yaninda Levent'te ilk kez birkaç katli apartman tipi yapilari ve 4. Levent çarsisi civarinda da daha yüksek ve çok daireli bloklari içermekteydi. Emlak Kredi Bankasi'ndan bagimsiz olarak baska konut kooperatifleri veya özel sirket ve müteahhitler 4. Levent'in kuzeyinde ve kuzeydogusunda 1960'i izleyen yillarda çok çesitli apartman siteleri ve konutlar yapmaya basladiktan sonra, Levent'in görünümü de büyük ölçüde degisti. Ancak, asil Levent evlerine kat çikma izni verilmediginden, bu kesimlerdeki binalar ve bahçeler, ilk görünümlerinden çok sey kaybetmekle birlikte, en azindan apartmanlasmaktan kurtulup yakin zamanlara kadar eski görünümlerini korudular.

1950'lerde Levent, 2.000 nüfuslu, tüm sakinlerin birbirlerini tanidiklari, ancak eski Istanbul mahallerinde rastlanan siki komsuluk iliskilerinin sürdügü küçük ve orta memur, subay, ögretmen, sanatçi, yazar, bilim adami, küçük ve orta tüccar ve isadamlarinin yasadiklari bir orta sinif semtiydi. 1950 baslarinda semt tümüyle Istanbul disi sayilirdi. Yerlesmenin yakin çevresinde baska bir yerlesme yoktu ve ulasim Taksim veya Besiktas'a seyrek seferler yapan otobüslerle saglanirdi. Bütün çevre kirlik, Ayazaga'ya dogru koruluk oldugundan 1954 kisi gibi soguk geçen kislarda Levent'in üstünde kuruldugu tepelere, hatta mahallenin çevresine kadar kurtlar inerdi. Bugün iyiden iyiye betonlasmis olan Nisbetiye Mahallesi'nin bulundugu Ortaköy sirtlarina kadar inen bölge bütünüyle tarla ve kirlikti. Buradan akan derenin ve dutluklarin etrafinda piknikler yapilirdi. Mahallenin dogu kesimindeki son evlerinin karsisindan baslayarak o zamanlar insaat halinde olan Etiler evlerine kadar yine issiz kirlar uzanirdi. Simdiki Nispetiye Caddesi Levent'i güneyden sinirlayan toprak bir kir yoluydu. Üçüncü Levent'in bulundugu yörede Perili Kösk denen kisla veya kasir harabesi vardi. Levent'in çevresinin degismeye baslamasi, 1950 ortalarinda, karsisinda, Gültepe olmak üzere gecekondu mahallelerinin kurulmasiyla baslar. Yine ayni dönemde Etiler Mahallesi kurulmus, Nisbetiye yolu düzenlenmis ve güneyi yapilasmaya açilmistir. Levent 1960'lar, hele de 1970'lerden sonra, çevresini kusatan yüksek beton binalar arasinda sikismis bir görünüme bürünmeye baslamistir. Ayni dönemlerde çevrenin nüfusu hizla artmis, dört bir yaninda kurulan gecekondu veya lüks site mahalleleriyle bütün Levent bölgesi kentle birlestigi gibi, Levent trafik açisindan da Istanbul'un en yogun bölgelerinden biri haline gelmistir. 1980 sonrasinda Levent Mahallesi, 1. Levent'ten baslayarak konut bölgesi olma niteligini de kaybetmeye yüz tutmus, küçük villa tipi evlerin üstüne izinli bir kat ve kaçak katlar yapilarak, eski konutlar küçük sirketlerin idare merkezlerine, lokanta, kebapçi, diskotek, gece kulübü veya otomobil galerisine, ticarethane ve butiklere dönüsmüs; Levent, konut agirlikli olmaktan, ticaret ve eglence agirlikli olmaya dogru evrimlesmeye baslamistir.

1. Levent çarsisi, önlerinde kemerli yollar bulunan iki sirali dükkânlarla eski görünümünü korumakla birlikte, semtin, orta sinif memur, aydin semtinden orta-üst ve yüksek gelir gruplarinin oturdugu bir semte evrimi sirasinda, bu dükkânlar da nitelik degistirmistir. Kentin is bölgesinin bu civara kaymasindan sonra, orta ve küçük sirketlerin 1. Levent'e yerlesmelerine karsilik büyük holdingler 2., 3. ve 4. Levent'in Büyükdere Caddesi'ne bakan kesimlerini tercih etmisler ve gökdelenlerini buraya kurmuslardir. Yapi Kredi Plaza, Sabanci Center vb gökdelenleri bu bölgede yükselmektedir. Semtin güneydogusunda, Nisbetiye Caddesi ile Ebulûla Caddesi'nin kesistigi kösede Otelcilik Yüksekokulu, hemen arkasinda Polis Koleji, biraz kuzeyde Sisli Terakki Lisesi, Levent Camii'nin de üzerinde bulundugu, 1. Levent'le 2. Levent'in siniri olan Levent Caddesi üstünde Türk Spor Yazarlari Dernegi'nin tesisleri ve yüzme havuzu, ayni sirada Istanbul'un önemli özel hayvan hastanelerinden Animalia, 4. Levent'te 1970'lere kadar sinema salonu olarak kullanilan Levent Kulübü ve kulübün tenis kortlari semtin ilk akla gelen tesisleridir. Kurulus yillarindan baslayarak pek çok yazar, sanatçi, bilim adami Levent'te oturmus veya Levent'ten yetismistir. Çalikusu Sokagi'nda evi olan romanci Resat Nuri Güntekin Levent'in ilk sakinlerindendi. Yine ayni sokakta gazeteci Rakim Çalapala ve pek çok okul kitabinda imzasi olan ögretmen Nimet Çalapala, Türkolog Profesör Ahmet Caferoglu, yazar Sükûfe Nihal Basar, siyaset adami General Sadik Aldogan, bir sokak ötede Sülün Sokagi'nda müzikçi Doktor Bülent Tarcan, kardesi piyanist Haluk Tarcan ve gerek o dönemin, gerekse günümüzün pek çok ünlü kisisi, yazari, aydini, sanatçisi Levent'te otururlardi. 1950'lerde yazar Aziz Nesin, Levent çarsisinin ilk kitapçi kirtasiyecisini açmisti. Günümüzde, ilk sakinlerinin yüzde 90'i bulan bir orani Levent'ten tasinmis ve evler çogunlukla ticari bürolara, dükkânlara ve eglence yerlerine vb dönüstürülmek üzere el degistirmis.

ORTAKÖY


Antik çagda adinin Arkheion oldugu söylenir. Bizans çaginda, Bogaziçi'nin iki yakasinda seyrek balikçi köyleri kurulmus; tabii güzelliklere sahip ve bos olan Bogaziçi kiyilarinin bazi yerlerinde köskler, manastirlar yapilmistir. Imparator VI. Leon'un (hd 886-912) sevgilisi Zoe ile bulustugu Damianu Sarayi'nin Ortaköy'de oldugu; Damianu mevkiine adini veren manastirin ise, imparator Teofilos (hd 829-842) ve III. Mihail (hd 842-867) zamanlarinda devletin ileri gelenlerinden olan Damianos tarafindan 9. yy'da yaptirildigi ileri sürülür. Bugünkü Ortaköy'ün, büyük Ayios Fokas Manastiri'nin bulundugu yer oldugu anlasilmaktadir. Rumlarin ayni azize ithaf edilmis bugünkü küçük kiliseleri de Ayios Fokas adindadir. Ayios Fokas Manastiri'nin yeri bulunamamistir. Bu manastirin yakininda 9. yy'da Ermeni asilli Ortodoks patrigi VII. Ioannes Grammatikos'un (832-842) veya kardesi Arsabarios'un (Arsavir) muhtesem bir sarayinin oldugu, bu yüzden semtin Arsebera (veya Arsaberu) olarak da ün kazandigi yazilir. Sarayda gizli ayinler ve ahlâka aykiri eglenceler yapildigi yolunda dedikodular çiktigi için I. Basileos (hd 867-886) tarafindan satin alinarak 150 rahiplik bir manastir haline getirilmistir. Bu manastirin varligi (Meryemana) Bizans'in son yillarina kadar devam etmistir. Ortaköy'ün tarihinden gelen en önemli özelligi farkli kültürlerden Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi topluluklarinin ve farkli inançlarin bir arada dostluk içinde yasamasidir ve bu özellik günümüze kadar gelmistir. Ortodoks Kilisesi'nin Isa'nin vaftizine remiz olarak haçin suya atilmasi yortusunun son yillara kadar Ortaköy Iskelesi'nde yapilmis olmasi da bu geçmisin bir kalintisidir. Ortaköy'de Yahudi cemaatine ait bilgiler de oldukça eskidir. Evliya Çelebi Seyahatnamede Ortaköy kiyilarindaki büyük yalilar arasinda Sekerci Yahudi ve Ishak Yahudi'den bahsetmektedir. 1156/1746 tarihli fermandan Ortaköy Camii'ne yakin, deniz kenarinda Yahudi evlerinin yandigi anlasilir. Ortaköy'deki en eski sinagog olan Etz ha-Hayim Sinagogu yangin sonucu birkaç kez harap olmus, yeniden yapilmistir. 1618 Bedesten Yangini'nda evsiz kalan çok sayida Yahudi ailesi; 1891'de Besiktas'daki yangin felaketini yasayan Yahudi cemaati; 1921'de Rusya'dan göçen Yahudiler topluca Ortaköy'e yerlesmislerdir. 1936'da nüfusu 16.000 olan Ortaköy'de 700 Yahudi ailesinin yasadigi bilinmektedir. Ortaköy'de bugün artik kullanilmayan ikinci sinagog Gültekin Arkasi Sokagi'ndaki Yenimahalle Sinagogu'dur. Türklerin Ortaköy'e yerlesmesi I. Süleyman (Kanuni) döneminde (1520-1566) olmustur. Deniz tarafinda Defterdar Pasa Camii, ayni yillarda Sadrazam Kara Ahmed Pasa'nin (ö. 1556) kethüdasi Hüsrev Kethüda tarafindan Mimar Sinan'a bir hamam yaptirilmistir. Mimari açidan simetrik planli, erkekler ve kadinlara mahsus çifte hamam olarak kullanilan yapi Ortaköy'deki en eski anittir. Ortaköy Deresi vadisinin iki yamacina, 16. yy'da Türklerin yogun olarak yerlestikleri görülür. 17. yy ortasinda dere içinde bir Islam mahallesi, kiyida ise yalilar vardi. Bu yalilarin hiçbiri günümüze kadar gelmemistir. Bunun baslica sebebi, Abdülaziz tarafindan 1871'de yaptirilan yeni Çiragan Sarayi'dir. Besiktas Mevlevihânesi ve Ortaköy'e kadar uzanan yalilar ortadan kaldirilarak elde edilen uzun ve genis alan Çiragan Sarayi insaatina ayrilmistir. Ortaköy Iskelesi ile Defterdarburnu arasinda kalan seritte Damat Ibrahim Pasa Çesmesi, Ortaköy Camii, Sübyan Mektebi ve sahilin gerisinde Rum, Ermeni ve Yahudi esnafinin evleri; daha sonra Nesetâbâd Sahilsarayi, Esma Sultan Sahilsarayi, Naime Sultan Yalisi, Hatice Sultan Sahilsarayi, Fatma Sultan, Zekiye Sultan yalilari siralanirdi. Ortaköy'e bugünkü çehre ve özelligini kazandiran, iskelenin arkasindaki Ortaköy Meydani'nin en belirgin ve egemen mimari ögesi Ortaköy Camii'dir. Mehmed Aga tarafindan 18. yy'in baslarinda yaptirilan cami, Abdülmecid tarafindan tamamen yiktirilarak denize uzanan rihtim üzerine 1854-1856 yillarinda Mimar Nigogos Balyan'a yeniden yaptirilmistir. Camiyi yaptiran Abdülmecid, Ortaköy'ün imarina da önem vermis, Ortaköy Deresi üzerine, bugün artik olmayan köprüyü, sahilde iskelenin güneyindeki mermer sütunlu karakol binasini yaptirmistir. Meydanda cami kadar eski ve önemli baska bir eserde 1136/1723-24 tarihli Damat Ibrahim Pasa Çesmesi'dir. Sahilde ahsap temeller üzerinde oturan çesme, zamanla dolgu ve zemin oturmasindan çökmüs, toprak seviyesinin 1,5 metre altinda kalmistir. Besiktas Belediyesi tarafindan, Ortaköy Meydani ve çevre düzenlemesi çalismasi sirasinda, kahvelerin arkasina sikismis ve görünmeyen çesme caminin karsisina tasinarak, toprak altinda kalan su teknesi ve musluk etrafindaki selvi motifli tasi ortaya çikarilmis, restorasyonu yapilmistir. Meydanda, Sütçü Ali Sokagi önünde kahvelerin yaninda küçük Hamidiye Çesmesi (Saka Çesmesi) vardi. Hamidiye su sebekesinden dagilan kol, eski hamamin önündeki Saka Çesmesi denilen bu döküm çesmeye ulasirdi. Bu çesme daha sonra kaldirildi ve su yolu kapatildi. Meydandaki demir döküm çesme, Yildiz'dan alinarak onarilmis, 1992'deki meydan düzenlemesi çalismalari sirasinda simdiki yerine konulmustur. Meydandaki diger bir küçük çesme ise cami girisinin yaninda avlunun önündedir. Meydanin arka sokagi ve Muallim Naci Caddesi'nde girisi olan Ayios Fokas Kilisesi 1856'da yapilmistir. Bizans döneminde bölgede bulunan manastirin adini yasatmaktadir. P. G. Inciciyan, Dünya Cografyasi adli kitabinin Istanbul bölümünde sahilden uzak bir yerde, Ermenilerin Surp Asdvadzadzin adinda kiliseleri oldugunu yazar. Ermenilerin Ortaköy bahçelerinde, vadi yamaçlarinda ve sahildeki yerlesimlerde de evleri oldugu görülür. Ortaköy'de Balyan, Dr. Gabriel Pasa, Portukal Pasa, Migirdiç Besiktasliyan, Hagop Boronyan, Artin Dadyan gibi ünlü Ermeniler yasamistir. Ortaköy Vapur Iskelesi Sokagi basindaki Simon Kalfa Apartmani Balyan Ailesi'nin mülkü idi. Zemin katinda bulunan Cafe Jardin yakin tarihlere kadar faaliyetini sürdürmüstür. 19. yy Osmanli sivil mimarisinin özgün örneklerinin bulundugu Ortaköy Meydani ve çevresi 1989'da baslatilan proje çalismalari ile 1992'de yeniden düzenlenmistir. Ortaköy, tarihi kültürel yapisiyla son dönemlerde gerek Istanbullularin, gerekse yabancilarin genis bir ilgi odagi haline geldi. Semtin ve özellikle meydanin Istanbul'un ilgi odagi haline gelmesindeki diger bir etken de, üç dini temsil eden üç anitsal yapinin birbirine yakin olmasidir. Bunlar, çevredeki özgün yapi gruplariyla tutarli bir bütünlük ve uyum içindedirler. Bu üç kültürün bir arada yasadigi ortami yeniden eski özellikleri ile ortaya çikarmak amaciyla kapsamli bir proje yapilmis, bugünkü düzenleme çalismalari sonuçlandirilmistir. Meydan ve çevresi, sanat atölyeleri, kahveler, bar ve lokantalar, pazar günleri açilan elisi, antika ve sanat pazariyla, gece gündüz canli bir bulusma merkezidir.

YILDIZ


Yildiz'in sinirlarini kuzeyde Barbaros Bulvari'ndan ayrilan Besiktas-Bogaziçi Köprüsü baglanti yolu ve ayni noktadan ayrilarak güneydoguya yönelen Palanga Caddesi, kuzeybatida Emirhan Caddesi, batida Ihlamur ve Dikilitas semtleri, doguda Yildiz Parki, güneybatida Abbasaga Mahallesi, güneyde Serencebey Yokusu ve güneydoguda Çiragan semtleriyle çizmek olanaklidir. Bu sinirlar içinde Yildiz Sarayi ve Yildiz Parki en genis yeri tutar. Yerlesme bölgesi Barbaros Bulvari'nin batisinda kalan Ihlamur-Yildiz Caddesi ve Yildiz Posta Caddesi çevresidir. Güneyde, ayri küçük bir semt olarak bilinen Serencebey Yokusu çevresini de semtin genis sinirlari içinde saymak mümkündür. Saray ve semt bu bölgedeki tepelerden Besiktas ve Ortaköy'e dogru inen, tümüyle koruluk yamaçlar üzerinde kurulmustur. 15. ve 16. yy'larda Osmanli padisahlarinin avlandiklari, hanedana ait bu genis koruluk arazi, I. Süleyman'dan (Kanuni) (hd 1520-1566) itibaren ilgi ve ragbet görmeye baslamis; I. Ahmed (hd 1603-1617) Besiktas Tepesi Korusu olarak bilinen bu yerde küçük bir kasir yaptirmis; 18. yy'in sonlarinda III. Selim (hd 1789-1807) annesi Mihrisah Valide Sultan için burada yaptirdigi kasra büyük olasilikla Yildiz adini verdigi için, bu tarihlerden sonra yöre Yildiz olarak anilmaya baslamistir. Daha sonra II. Mahmud'un (hd 1808-1839) korulugun en yüksek noktasina bir kösk yaptirdigi ve genis Yildiz Bahçesi'nde Asâkir-i Mansure-i Muhammediye'nin talimlerini izledigi bilinir. Daha sonra gelen padisahlar da Yildiz koru ve bahçelerine ilgi göstermislerse de Yildiz Sarayi'nin adi asil II. Abdülhamid (hd 1876-1909) ile özdeslesmistir. II. Abdülhamid zamaninda civardaki özel mülk topraklar da alinip saray bahçeleri bütünlügüne katilarak dis bahçe genisletilmis; içine yeni binalar insa edilmis; tiyatro, müze, kütüphane, eczane, mescit, hamam, tamirhane, marangozhane, diger atölyeler, bu arada Yildiz Çini Fabrikasi yapilmis; Hamidiye veya Yildiz Camii önünden baslayip Besiktas ve Ortaköy'e dogru uzanan parkin çevresi II. Abdülhamid'in istegi üzerine kalin ve yüksek duvarlarla çevrilerek dis dünya ile iliskisi neredeyse bütünüyle kesilmistir. Bu dönemde, Yildiz Sarayi'nin dogrudan veya dolayli hizmetlerine bakanlarla birlikte, 12.000'e varan bir nüfusun sarayda ve saray çevresinde yasadigi sanilmaktadir.

Ihlamur-Yildiz Caddesi üzerinde bulunan ve halk arasinda cephesindeki bezemeler nedeniyle Süslü Karakol olarak bilinen, 1866'da Abdülaziz'in yaptirdigi, daha sonra II. Abdülhamid'in yenilettirdigi karakol binasinin çevresinde Yildiz sirtlari ve Ihlamur Vadisi'ne dogru yerlesme 1870'lerden sonra hizla gelismistr. II. Abdülhamid döneminde Yildiz Sarayi çevresine irili ufakli baska karakollar da yapilmistir. Barbaros Bulvari'nin açildigi 1950 sonlarina kadar Yildiz semtinde, bir bölümü eski ahsap evlerden, bir bölümü birkaç katli kâgir binalardan olusan, bahçeler ve dutluklar arasina serpistirilmis fazla yogun olmayan bir yerlesme vardi. Çogu yokus dar sokaklar, özellikle Serencebey kesiminde dik ve merdivenli yokuslar ve dutluklar semtin görünümünü belirlerdi. Yildiz Sarayi'nin bir bölümü uzun süre Harp Akademileri olarak kullanildigindan semtte daha çok asker ve küçük memur aileleri ile eski Istanbullular yasardi. Bu yöredeki diger semtler gibi Yildiz'in yerlesme yapisinin ve semtin görünümünün tümden degismesi 1960'lardan baslar. Barbaros Bulvari'nin açilmasini izleyen ilk 10 yil içinde, bulvarin Yildiz Sarayi karsisindaki bati yakasinda bitisik düzen apartmanlar kurulmaya baslamis; 1970-1980 arasinda, Ihlamur Vadisi'ne inen ve Yildiz'a bakan yamaçlar üzerindeki yapilasma olaganüstü hizlanirken, bulvar üzerinde ve anayollardaki binalarin çogu konut olmaktan çikip isyeri haline gelmistir. 1970'lerin basinda Bogaziçi Köprüsü ve çevre baglanti yollarinin yapilmasi semti bir trafik dügümü haline getirmistir. Günümüzde de Yildiz Istanbul'un trafigin en yogun oldugu yörelerinden biridir. 1990'larin Yildiz semtinin Barbaros Bulvari'nin dogusuna düsen Yildiz Sarayi ve Parki'nin oldugu kesiminde bulunan eski evlerini olmasa bile eski sokak dokusunu koruyan Serencebey Yokusu yogun bir konut bölgesidir. Barbaros Bulvari'ndan ayrilip ona paralel, kuzeye dogru parkin içinden çikan Yildiz Caddesi'nin bir dirsekle kuzeye yöneldigi noktanin solunda Ertugrul Tekkesi, saginda Conrad Oteli vardir. Bu bölgenin hemen alti Cihannüma Mahallesi'dir. Yildiz Caddesi'nden biraz daha yukari çikildiginda Besiktas Atatürk Anadolu Lisesi görülür. Yildiz Hamidiye Camii bu adanin kuzeybatisinda yer alir. Daha kuzeyde, ayni tarafta Yildiz Üniversitesi bulunur. Caminin dogusunda ise Yildiz Sarayi'nin ana kapisi vardir. Barbaros Bulvari'nin bati yakasinda Yildiz Üniversitesi'nin karsisinda Sait Çiftçi Dispanseri, biraz asagida da Sakip Sabanci Lisesi görülür. Barbaros Bulvari ile Bogaziçi Köprüsü baglanti yolunun kavsaginda yüksekte görülen restore edilmis bina, II. Abdülhamid dönemi karakollarindan biridir ve halen Yildiz Üniversitesi bütünlügü içinde yer almaktadir.